DKÖ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DKÖ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2009 Perşembe

Açıklama No.27: Gerçekler Açıklansın, Adalet İstiyoruz

İvme

TMMOB’nin mesleki demokratik kitle örgütü özelliği kazanması, TMMOB’yi TMMOB yapan gelenekler, devrimci-demokrat mühendislerin özellikle 70’li yıllarda vermiş olduğu mücadele ile sağlanmıştır. Teoman Öztürkler döneminde yaratılan bu gelenekler ve mücadale örgütü olma özellikleri ise 80 sonrası yitirilmeye başlanmıştır.

Son yıllarda ise, TMMOB etkin yönetimi tarafından, devrimci-demokrat mühendislerin çalışmaları açıktan engellenmeye başlanmış, örgüt içi demokrasi kanalları tıkanarak devrimci demokrat mühendisler TMMOB’den uzaklaştırılmaya çalışılmıştır.

İvme Dergisi’nin yetkin mühendislik konusundan başlayarak TMMOB içerisindeki tüm sorunları açığa çıkarma ve yanlışlıkları mahkum etme çabası, TMMOB’yi dönüştürme mücadelesi, TMMOB’ye hakim anlayışın devrimci-demokrat mühendislere olan tahammülsüzlüğünü iyice su yüzüne çıkarmıştır.

İşte bu tahammülsüzlük ve saldırganlık en sonunda, 11 Haziran’da İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şube Küçük Kurul’da İvme Dergisi üyelerine dönük fiziki linç girişiminin gerçekleştirilmesine kadar varabilmiştir.

İMO’da İvme Dergisi üyelerine ve okurlarına karşı 2008-2010 çalışma döneminin başından bu yana sistematik bir baskı ve tasfiye çabası sürmekteydi. Bu tasfiye operasyonu, önce İMO Ankara Şube’de Yönetim Kurulu yedek üyesi olan İvme dergisi üyelerinin toplantılara alınmaması ile başlamış, örgüt kurullarından İvme dergisi üyelerinin dışlanma çabası ile de devam etmiştir. Genç-İMO seçimlerinde öğrencilerin oyları ile seçilmiş temsilcilerin İvme’ye yakın olması sebebi ile atanmaması bu tasfiye çabasının bir başka adımı olmuştur. İMO’da, İMO etkin yönetimi anlayışı tarafından İvme Dergisi üyelerine yönelik sürdürülen sistematik baskı ve tasfiye çabaları, 14 Mart İMO Öğrenci Kurultayı ile beraber fiziki saldırı boyutuna varmıştır.

Öğrenci Kurultayı’nda Genç-İMO seçimlerinde yaşanan antidemokratik uygulamaları protesto amacı ile bildiri dağıtmak isteyen, aralarında İvme dergisi üyelerinin de bulunduğu öğrencilere İMO yöneticileri ve teknik görevlileri tarafından ana avrat küfürler eşliğinde tekme tokat saldırı gerçekleştirilmiştir. Bu saldırıya arkadaşlarımız tarafından bir karşılık verilmemiş, bu yapılan saldırı Kurultay’da teşhir edilmiştir.

Bu saldırı İvme dergisi üyeleri tarafından, 4 Nisan’da TMMOB Danışma Kurulu’nda anlatılmış ve mahkum edilmiştir. Ne var ki TMMOB yönetimi de Oda yönetimleri de bu saldırıya karşı hiçbir tepki vermemişlerdir. Bu tepkisizlikten aldıkları güçle İMO yöneticileri İMO’da devrimcilere küfür ve hakaretlerine devam edebilmişlerdir. Bu hakaret ve küfürler Mayıs ayındaki Küçük Kurul’da “aydınlıkçı, faşist” gibi aşağılık bir noktaya vardırılmıştır.

3 Haziran’da İMO Ankara Şube Küçük Kurul’da bu aşağılık küfürlerin özeleştirisi istenmiş, bırakın özeleştiri vermeyi aynı küfürler İMO Merkez yöneticisi tarafından sahiplenilmiş ve aynı yönetecinin yarattığı provokasyonla da kavga çıkmıştır. Bu kavgada bazı İMO yöneticileri ve teknik görevlileri İvme dergisi üyelerine sopalar ile saldırmaya kalkmış, bu saldırganlar arkadaşlarımız tarafından engellenmiştir.

14 Mart’ta başlayan bu fiziki saldırılar, 3 Haziran İMO Ankara Şube Küçük Kurulu’nda yaşanan olaylardan sonra TMMOB ve İMO etkin yönetim anlayışı tarafından gerçekler çarptırılarak ve manipule edilerek siyasi bir linç kampanyasına evrilmiştir. TMMOB ve İMO etkin yönetim anlayışının gerçekleri bilinçli bir şekilde çarpıtarak başlattığı bu siyasal lince birçok Oda yönetimi de ortak olmuştur.

Bu siyasal linç ortamından güç alan İMO yönetimi 11 Haziran’da gizli bir Küçük Kurul örgütlemeye kalkışmıştır. Muhalif gördükleri hiçbir kesimi çağırmadıkları bu gizli Küçük Kurul’a katılmak için İMO’ya giden Küçük Kurul üyesi İvme Dergisi üyeleri ise karşılarında mühendis olmayanların çoğunluğunu oluşturduğu 100 kişilik bir kalabalık ile karşılaşmıştır. Bu kalabalık arkadaşlarımıza saldırmış, bu saldırıda kalabalıktan bazıları bıçak çekmiş, tam bir fiziki linç girişimi tezgahlanmıştır. Bu saldırı sonucu yaralanan arkadaşlarımız Küçük Kurul’a girmekte ısrarcı olunca bu defa karşılarında polisi bulmuştur. İşte TMMOB tarihinde bir ilk olarak, TMMOB YK Başkanı’nın da katıldığı bir toplantıya devrimcilerin katılımı polis barikatı ile engellenmiştir.

Yetkin Mühendislik, örgüt içi demokrasi kanallarının işletilmemesi, Odaların ticari ilişkileri, hizmet üretimi, yönetim anlayışı gibi konularda yaşanan savrulmalara karşı yürüttüğümüz mücadele karşısında statükoları sarsılmaya başlayan İMO ve TMMOB etkin yönetim anlayışı, devrimcilere karşı bıçaklı bir linç girişimi örgütlenmesine kadar işi vardırmıştır.

Şimdi soruyoruz; 11 Haziran’da İMO Küçük Kurul’a eli bıçaklı saldırgan grubu kim/kimler getirmiştir? TMMOB YK Başkanı’nın da bulunduğu bir ortamda gerçekleşen bu linç girişimine karşı TMMOB YK ne yapacak? 3 Haziran’da yaşananlar sonrası gerçekdışı açıklamalar yapan ve İvme’ye karşı siyasi linç girişimine ortak olan diğer Oda yönetimleri, 11 Haziran sonrası ne yapacaklar?

İvme dergisi olarak sol içi ilişkilerde de TMMOB zemininde de sorunların çözümünde şiddeti bir yöntem olarak savunmadık ve uygulamadık. Bundan sonra da aynı tavrımız sürecektir. TMMOB içerisindeki sorunları açığa çıkarma, bunları mahkum etme ve TMMOB’yi dönüştürme mücadelemize bundan sonra da aynı kararlılıkla devam edeceğiz. İMO ve TMMOB etkin yönetim anlayışının örgüt içi demokrasi kanallarını tıkayarak bizleri tasfiye etme çabalarına, bu tasfiye çabaları başarılı olmayınca da küfür,hakaret ve saldırılara girişmelerine karşı duracağız. Tabii ki sağ yanağımıza yumruk atana da sol yanağımızı dönmeyeceğiz. Bu saldırı, küfür, hakaret ve linç girişimlerini TMMOB zemininde mahkum edeceğiz ve gerçekleri er ya da geç açığa çıkaracağız.

Taleplerimiz;
11 Haziran’da İvme dergisi üyelerine karşı gerçekleştirilen, bıçakların da kullanıldığı linç girişimi TMMOB ve Oda Yönetimleri tarafından mahkum edilmelidir.
İMO’daki süreci başından sonuna kadar incelemek üzere tarafsız bir komisyon kurulmalıdır.
TMMOB’de tüm demokrat üyelere açık, “örgüt içi demokrasi” konulu bir toplantı düzenlenmelidir.

Gerçekler açıklanana ve adalet yerini bulana kadar TMMOB önündeyiz.

Tüm devrimci-demokrat kamuoyuna duyurulur.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Artı İvme

13 Aralık 2008 Cumartesi

Devrimcileri Tasfiye Etmek Düzene Kazandırır

Mimarlar Odası Ankara Şubesi sekreter yardımcısı, mimar Alev Şahin, geçtiğimiz günlerde "sözleşmesine son verilip" işinden çıkarıldı. İşten atılan Şahin, devrimci demokrat bir kimliğe sahiptir. İşten atan da "demokrat", "ilerici" olma iddiasındaki bir oda yönetimidir.

Alev Şahin'in Mimarlar Odası'ndaki işinden çıkarılması devrimci düşünceleri ve bu nedenle tutsaklık yaşamış olması nedeniyledir. Başka bir neden yoktur.

Alev Şahin'in işten çıkarılması, tekil bir olay gibi görünse de, reformistlerin hakim olduğu kitle örgütlerinde zaman zaman kendini gösteren bir anlayışın ifadesidir. Reformistler, sosyal-demokrat "solcular", o kurumların yönetiminde veya herhangi bir görevinde devrimcilerin varlığından genellikle rahatsızdırlar. Bu yüzden de işçi ve memur sendikalarında, odalarda "devrimcilerin tasfiye edilmesine" veya edilmek istenmesine sık rastlanır.

Gerçek şudur ki; ilerici, demokrat herhangi bir kitle örgütünün, işçilerin, memurların, köylülerin, mühendislerin hakkını savunma iddiasındaki herhangi örgütün, devrimcileri tasfiye etmeye çalışması, kendi ayağına kurşun sıkması, kendi kuyusunu kazmasıdır. Çünkü, devrimcilerin tasfiye edilmesi, bizzat tasfiye edenlere ve daha önemlisi, o kitle örgütlerinin temsil ettiğini söylediği emekçilere, sayısız zararlar verir. Devrimcileri tasfiye eden her kitle örgütü, en başta dinamizmini kaybeder. Devrimcilerin tasfiye edilmesi, kuşku yok ki düzenin de isteğidir. Tasfiye politikası da, reformizmin devrimcilerle rekabetinin yanında, düzene güven verme, düzenin icazetinde politika yapma anlayışlarının bir sonucudur.

Emekçiyi İşten Atan
Demokrat, Emekten Yana Olabilir Mi?

Demokratik kitle örgütü olmanın en temel gerekleri, sınıfsal olarak emekçileri savunmak, bunun için mücadele etmek, ilerici bir çizgide olmak ve işleyiş olarak demokratik bir işleyişe sahip olmak şeklinde sayılabilir.

Elbette, bir kurum kendiliğinden bu özelliklere sahip olmaz. Bir demokratik kitle örgütünde bu özellikleri var edecek olan, o kurumun yöneticileri ve üyeleridir. Yaşadığımız örnekler ise, kimi kitle örgütlerinde olması gereken bu tablodan ne kadar uzak olunduğunu göstermektedir.

Bir kurumun yönetiminde olmanın avantajını kullanarak, devrimcileri tasfiyeye yönelenlerin, demokratlıkları tartışma konusudur. Kurumun tüzüğünü, işleyişini bile hiçe sayan tasfiyeci anlayışların, odalarda, sendikalarda demokratik bir işleyişi hayata geçirmeleri de söz konusu değildir. Kendi çalışanının emeğine saygı göstermeyenlerin, onun haklarını gözetmeyenlerin, üyelerinin ve diğer emekçilerin emeğine sahip çıkması, haklarını savunması da beklenemez.

Demokrat olanlar, ilerici devrimci düşüncelere tahammülsüz olamazlar. Kendi anlayışlarından farklı düşünenlerle, tasfiyecilik yöntemiyle mücadele etmezler. İdeolojik mücadele verirler.

Dahası, burjuvazinin saldırıları karşısında, düşüncelerine katılmasalar dahi, devrimcileri savunur, sahiplenirler... Oysa, Alev Şahin örneğinde, bunların tam tersi yapılmıştır.

Demokrat olanlar, adaletli olurlar. Bir kurumun yönetiminde bile adaletsizlik yapanların, daha büyük güçleri ele geçirdiklerinde, daha geniş kitleleri yönetir duruma geldiklerinde uygulayacakları adalete güvenilemez.

Alev Şahin örneğinde böyle bir adaletsizlik vardır.

Alev Şahin örneği başka bir açıdan da sorgulanmayı gerektiren bir örnektir. Daha kısa süre önce 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlamalarına katıldığı gerekçesiyle oligarşi tarafından tutsak edilmiş bir devrimciyi kurumdan çıkarmak, kuşku yok ki, ahlaki açıdan da sorgulanması gereken bir olgudur.

Şahin Tek Örnek Değil

Alev Şahin örneği tekil bir örnek değildir. Benzeri pek çok örnekten bazılarını hatırlatalım; hatırlatalım ki, bir devrimciyi demokratik bir kitle örgütünden uzaklaştırmaya çalışmanın hiçbir gerekçeyle masumlaştırılamayacağı, meşrulaştırılamayacağı açıkça görünsün.

Örnek; 1989'da Tez Koop-İş Sendikası yönetimi, Aynur Karaaslansendikadan ihraç etmişti. Sorun, Karaaslan'ın devrimci düşünceleri, devrimci sendikacılık anlayışını savunması ve sendika yönetimine çöreklenmiş olan sarı sendikacılığa karşı ideolojik mücadele yürütmesiydi.

Bunun için önce Karaaslan'ı sindirmeye ve tasfiye etmeye çalıştılar. Başaramayınca, korsan bir genel kurul düzenleyerek, Karaaslan'ı ihraç edip, başkanı olduğu şubeyi de kapatma kararı aldılar.

Bir başka örnek, 1997'de DİSK/Genel-İş'te yaşanan tasfiye operasyonudur. MGK çizgisinde hareket eden sendikacılık anlayışı, önce Genel-İş Tüzük Kurultayı'nda devrimcileri tasfiye etmeyi denedi, başarılı olamadı. Genel-İş bölge şubelerini kapatıp, 13 sendikacının işine son vererek tasfiyeyi gerçekleştirmeye çalıştılar. Tasfiyeciliğe karşı mücadele ve işçilerin sahiplenmesi ile geri adım atmak zorunda kaldılar. Ne olursa olsun, DİSK içinde gittikçe büyüyen Devrimci İşçi Hareketi'nin etkinliğini kırmak, devrimci gelişmenin önü kesmek istiyorlardı. Bunun için CHP'lisi, reformisti tüm düzen sendikacıları el ele verip, Genel-İş yönetimini devletin kayyumuna teslim ettiler. Böylece sırtlarını düzene dayayarak, tasfiyeyi gerçekleştirdiler ve Genel-İş yönetimine oturdular.

Daha yakın zamanda yaşanan örneklerden birisi ise, DİSK'e bağlı Emekli-Sen Genel Merkezi'nin devrimci sendikaHasan Kaşkır'ı görevinden almasıdır. Neden yine aynıdır. Hasan Kaşkır'ın mücadele anlayışı ve pratiğidir.

Bir diğer örnek, Sultanbeyli PSAKD Genel Merkez yönetiminin, mücadeleci bir çizgide hareket etmesi ve yönetimin reformist anlayışına teslim olmaması nedeniyle, Sultanbeyli PSAKD yöneticisi Sadegül Çavuş'u yönetim kurulu görevinden almasıdır. Daha sonra, bu kararlarından geri adım atmak zorunda kalsalar da, bu dayatmacı, tasfiyeci anlayışın sadece sendikalarla sınırla kalmayıp bir çok demokratik kitle örgütünde ortaya çıkabildiğini gösteren bir örnektir.

Sendika ve oda yönetimlerinde devrimcilerin yer almasını engellemek için, devrimcilere karşı en gerici kesimlerle bile yapılan ittifakların örnekleri az değildir. Devrimcileri güçsüzleştirmek, tasfiye edebilmek için, emekçi kitleleri içinde yürütülen spekülasyonlar, karalama kampanyaları da bunlara ek olarak belirtilmesi gereken bir tasfiyecilik türüdür.

Devrimcileri Tasfiye Düzene Kazandırır

Devrimcilerin tasfiyesiyle amaçlanan aynı zamanda sınıf ve kitle sendikacılığının, devrimci düşünce ve politikaların tasfiyesidir. Hakim kılınmak istenen ise, düzen sendikacılığıdır. Tasfiyecilik bu zeminde düzenle çakışmaktadır.

Düzenin tüm dayatmaları, telkinleri, sendikalardan, odalardan, derneklerden devrimcilerin şu veya bu yolla tasfiye edilmesi doğrultusundadır. Bunun için, devrimci işçilerin çalışmalarını engellemekten, gözaltına alıp işkence yapmaya, tutuklamaya, katletmeye kadar her yöntemi uygular. Ve aynı zamanda sarı sendikacılığı, reformist sendikacılığı da bu doğrultuda yönlendirir. Demokratik kitle örgütünün demokratlık niteliğinin en önemli göstergelerinden biri de, bu yönlendirmelere direnip direnmemesinde gösterir kendini.

Devrimciler hiç kuşku yok ki, kitle örgütlerindeki en dinamik, militan, mücadeleci unsurlarıdır. Devrimcilerin tasfiye edilmesi, bu nedenle sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin dinamizmini, militanlığını, mücadeleciliğini de tasfiye etmesi demektir. Bunların olmadığı yerde, uzlaşmacılık, koltuk peşinde koşmak, çıkarcılık, burjuva politikacılığıyla birbirinin ayağını kaydırmak hakim hale gelir. Örnekleri çoktur. Devrimci politikanın olmadığı yerde, emekçilerin haklarının patronlara ve düzene karşı militanca savunulması söz konusu olmaz.

Bu ise, o kitle örgütlerinin, sendikaların erimesi, güç ve ağırlığını kaybetmesi ve giderek patronlar ve devlet tarafından da ciddiye alınmayan bir duruma gelmesi demektir. Bu nedenledir ki, reformizm, demokratik kitle örgütlerinde devrimcileri tasfiye ederken, aslında o kitle örgütünü tasfiye etmekte, dolayısıyla kendilerine de zarar vermektedirler.

Gerçekte, anlattığımız sendikaların, odaların bugün içinde bulundukları durumdur. Ve bu duruma gelmelerinde elbette devrimcilere karşı yürüttükleri tasfiyeciliğin de payı vardır. Tasfiyecilik düzene hizmet etmiştir. Bunu herkes görmelidir.

www.yuruyus.com