Mimarlar Odası Ankara Şubesi sekreter yardımcısı,
mimar Alev Şahin, geçtiğimiz günlerde "sözleşmesine son verilip" işinden çıkarıldı. İşten atılan
Şahin,
devrimci demokrat bir kimliğe sahiptir. İşten atan da "demokrat", "ilerici" olma iddiasındaki bir oda yönetimidir.
Alev Şahin'in
Mimarlar Odası'ndaki işinden çıkarılması
devrimci düşünceleri ve bu nedenle tutsaklık yaşamış olması nedeniyledir. Başka bir neden yoktur.
Alev Şahin'in işten çıkarılması, tekil bir olay gibi görünse de, reformistlerin hakim olduğu kitle örgütlerinde zaman zaman kendini gösteren bir anlayışın ifadesidir. Reformistler, sosyal-demokrat "solcular", o kurumların yönetiminde veya herhangi bir görevinde
devrimcilerin varlığından genellikle rahatsızdırlar. Bu yüzden de işçi ve memur
sendikalarında, odalarda "devrimcilerin tasfiye edilmesine" veya edilmek istenmesine sık rastlanır.
Gerçek şudur ki; ilerici, demokrat herhangi bir kitle örgütünün, işçilerin, memurların, köylülerin, mühendislerin hakkını savunma iddiasındaki herhangi örgütün, devrimcileri tasfiye etmeye çalışması, kendi ayağına kurşun sıkması, kendi kuyusunu kazmasıdır. Çünkü,
devrimcilerin tasfiye edilmesi, bizzat tasfiye edenlere ve daha önemlisi, o kitle örgütlerinin temsil ettiğini söylediği emekçilere, sayısız zararlar verir.
Devrimcileri tasfiye eden her kitle örgütü, en başta dinamizmini kaybeder.
Devrimcilerin tasfiye edilmesi, kuşku yok ki düzenin de isteğidir. Tasfiye politikası da, reformizmin
devrimcilerle rekabetinin yanında, düzene güven verme, düzenin icazetinde politika yapma anlayışlarının bir sonucudur.
Emekçiyi İşten Atan
Demokrat, Emekten Yana Olabilir Mi?
Demokratik kitle örgütü olmanın en temel gerekleri, sınıfsal olarak emekçileri savunmak, bunun için mücadele etmek, ilerici bir çizgide olmak ve işleyiş olarak demokratik bir işleyişe sahip olmak şeklinde sayılabilir.
Elbette, bir kurum kendiliğinden bu özelliklere sahip olmaz. Bir demokratik kitle örgütünde bu özellikleri var edecek olan, o kurumun yöneticileri ve üyeleridir. Yaşadığımız örnekler ise, kimi kitle örgütlerinde olması gereken bu tablodan ne kadar uzak olunduğunu göstermektedir.
Bir kurumun yönetiminde olmanın avantajını kullanarak,
devrimcileri tasfiyeye yönelenlerin, demokratlıkları tartışma konusudur. Kurumun tüzüğünü, işleyişini bile hiçe sayan tasfiyeci anlayışların, odalarda,
sendikalarda demokratik bir işleyişi hayata geçirmeleri de söz konusu değildir. Kendi çalışanının emeğine saygı göstermeyenlerin, onun haklarını gözetmeyenlerin, üyelerinin ve diğer emekçilerin emeğine sahip çıkması, haklarını savunması da beklenemez.
Demokrat olanlar, ilerici devrimci düşüncelere tahammülsüz olamazlar. Kendi anlayışlarından farklı düşünenlerle, tasfiyecilik yöntemiyle mücadele etmezler. İdeolojik mücadele verirler.
Dahası, burjuvazinin saldırıları karşısında, düşüncelerine katılmasalar dahi,
devrimcileri savunur, sahiplenirler... Oysa,
Alev Şahin örneğinde, bunların tam tersi yapılmıştır.
Demokrat olanlar, adaletli olurlar. Bir kurumun yönetiminde bile adaletsizlik yapanların, daha büyük güçleri ele geçirdiklerinde, daha geniş kitleleri yönetir duruma geldiklerinde uygulayacakları adalete güvenilemez.
Alev Şahin örneğinde böyle bir adaletsizlik vardır.
Alev Şahin örneği başka bir açıdan da sorgulanmayı gerektiren bir örnektir. Daha kısa süre önce 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlamalarına katıldığı gerekçesiyle oligarşi tarafından tutsak edilmiş bir
devrimciyi kurumdan çıkarmak, kuşku yok ki, ahlaki açıdan da sorgulanması gereken bir olgudur.
Şahin Tek Örnek Değil
Alev Şahin örneği tekil bir örnek değildir. Benzeri pek çok örnekten bazılarını hatırlatalım; hatırlatalım ki, bir
devrimciyi demokratik bir kitle örgütünden uzaklaştırmaya çalışmanın hiçbir gerekçeyle masumlaştırılamayacağı, meşrulaştırılamayacağı açıkça görünsün.
Örnek; 1989'da
Tez Koop-İş Sendikası yönetimi,
Aynur Karaaslan'ı
sendikadan ihraç etmişti. Sorun, Karaaslan'ın devrimci düşünceleri,
devrimci sendikacılık anlayışını savunması ve
sendika yönetimine çöreklenmiş olan sarı
sendikacılığa karşı ideolojik mücadele yürütmesiydi.
Bunun için önce Karaaslan'ı sindirmeye ve tasfiye etmeye çalıştılar. Başaramayınca, korsan bir genel kurul düzenleyerek, Karaaslan'ı ihraç edip, başkanı olduğu şubeyi de kapatma kararı aldılar.
Bir başka örnek, 1997'de
DİSK/
Genel-İş'te yaşanan tasfiye operasyonudur. MGK çizgisinde hareket eden
sendikacılık anlayışı, önce
Genel-İş Tüzük Kurultayı'nda
devrimcileri tasfiye etmeyi denedi, başarılı olamadı.
Genel-İş bölge şubelerini kapatıp, 13
sendikacının işine son vererek tasfiyeyi gerçekleştirmeye çalıştılar. Tasfiyeciliğe karşı mücadele ve işçilerin sahiplenmesi ile geri adım atmak zorunda kaldılar. Ne olursa olsun,
DİSK içinde gittikçe büyüyen
Devrimci İşçi Hareketi'nin etkinliğini kırmak,
devrimci gelişmenin önü kesmek istiyorlardı. Bunun için CHP'lisi, reformisti tüm düzen sendikacıları el ele verip,
Genel-İş yönetimini devletin kayyumuna teslim ettiler. Böylece sırtlarını düzene dayayarak, tasfiyeyi gerçekleştirdiler ve Genel-İş yönetimine oturdular.
Daha yakın zamanda yaşanan örneklerden birisi ise,
DİSK'e bağlı Emekli-Sen Genel Merkezi'nin
devrimci sendikacı
Hasan Kaşkır'ı görevinden almasıdır. Neden yine aynıdır.
Hasan Kaşkır'ın mücadele anlayışı ve pratiğidir.
Bir diğer örnek, Sultanbeyli
PSAKD Genel Merkez yönetiminin, mücadeleci bir çizgide hareket etmesi ve yönetimin reformist anlayışına teslim olmaması nedeniyle, Sultanbeyli PSAKD yöneticisi
Sadegül Çavuş'u yönetim kurulu görevinden almasıdır. Daha sonra, bu kararlarından geri adım atmak zorunda kalsalar da, bu dayatmacı, tasfiyeci anlayışın sadece
sendikalarla sınırla kalmayıp bir çok demokratik kitle örgütünde ortaya çıkabildiğini gösteren bir örnektir.
Sendika ve oda yönetimlerinde
devrimcilerin yer almasını engellemek için, devrimcilere karşı en gerici kesimlerle bile yapılan ittifakların örnekleri az değildir.
Devrimcileri güçsüzleştirmek, tasfiye edebilmek için, emekçi kitleleri içinde yürütülen spekülasyonlar, karalama kampanyaları da bunlara ek olarak belirtilmesi gereken bir tasfiyecilik türüdür.
Devrimcileri Tasfiye Düzene Kazandırır Devrimcilerin tasfiyesiyle amaçlanan aynı zamanda sınıf ve kitle
sendikacılığının,
devrimci düşünce ve politikaların tasfiyesidir. Hakim kılınmak istenen ise, düzen
sendikacılığıdır. Tasfiyecilik bu zeminde düzenle çakışmaktadır.
Düzenin tüm dayatmaları, telkinleri,
sendikalardan, odalardan, derneklerden
devrimcilerin şu veya bu yolla tasfiye edilmesi doğrultusundadır. Bunun için,
devrimci işçilerin çalışmalarını engellemekten, gözaltına alıp işkence yapmaya, tutuklamaya, katletmeye kadar her yöntemi uygular. Ve aynı zamanda sarı
sendikacılığı, reformist sendikacılığı da bu doğrultuda yönlendirir. Demokratik kitle örgütünün demokratlık niteliğinin en önemli göstergelerinden biri de, bu yönlendirmelere direnip direnmemesinde gösterir kendini.
Devrimciler hiç kuşku yok ki, kitle örgütlerindeki en dinamik, militan, mücadeleci unsurlarıdır.
Devrimcilerin tasfiye edilmesi, bu nedenle
sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin dinamizmini, militanlığını, mücadeleciliğini de tasfiye etmesi demektir. Bunların olmadığı yerde, uzlaşmacılık, koltuk peşinde koşmak, çıkarcılık, burjuva politikacılığıyla birbirinin ayağını kaydırmak hakim hale gelir. Örnekleri çoktur.
Devrimci politikanın olmadığı yerde, emekçilerin haklarının patronlara ve düzene karşı militanca savunulması söz konusu olmaz.
Bu ise, o kitle örgütlerinin,
sendikaların erimesi, güç ve ağırlığını kaybetmesi ve giderek patronlar ve devlet tarafından da ciddiye alınmayan bir duruma gelmesi demektir. Bu nedenledir ki, reformizm, demokratik kitle örgütlerinde
devrimcileri tasfiye ederken, aslında o kitle örgütünü tasfiye etmekte, dolayısıyla kendilerine de zarar vermektedirler.
Gerçekte, anlattığımız
sendikaların, odaların bugün içinde bulundukları durumdur. Ve bu duruma gelmelerinde elbette devrimcilere karşı yürüttükleri tasfiyeciliğin de payı vardır. Tasfiyecilik düzene hizmet etmiştir. Bunu herkes görmelidir.
www.yuruyus.com