29 Aralık 2008 Pazartesi

"Devrim Eskişehir" Belgesel Gösterimi



1997 yılında Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi 4. sınıf öğrencilerinden Görkem KİRİŞ, Didem YILMAZ, Funda ERZURUM ve Fulten ERSUN büyük cesaret öyküsünün belgeselini çekti.

Devrim Eskişehir”, 19’u mühendis 23 teknik adamın büyük cüreti ve iddiası ile olmaz denileni olur kılabileceklerinin öyküsü. “Devrim Eskişehir”, aynı zamanda ülkemizin bağımlılık zincirlerini en somut şekliyle gözler önüne seren bir belgesel.

97 yılı yapımı olan ve 4 öğrencinin bitirme tezi olarak hazırlanan ancak hazırlandıktan sonra bir çok ödüller alan belgesel, unutulduğu tozlu raflardan çıkarıldı ve “Devrim” arabasını yaratanlarla, mühendis, mimar ve emekçilerle buluştu.

24 Aralık 2008 Çarşamba günü saat 19.30’da İvme Dergisi bürosunda “Devrim Eskişehir” belgeselinin gösterimi yapıldı. İvme Yayın Kurulu üyesi Mustafa Aral tarafından yapılan açılış konuşmasının ardından “Devrim Eskişehir” belgeselinin gösterimine geçildi. Belgeselde, 4 ayda bitirilen ve Türkiye mühendislik tarihi açısından gerçekten bir devrim anlamına gelen “Devrim” otomobili başarısı ve bu başarıya rağmen emperyalistler ve yerli işbirlikçileri eliyle ülkemizin bu ağır sanayi hamlesinin nasıl engellendiği çarpıcı bir şekilde ortaya konuyordu. Gösterimin ardından Mustafa Aral, Devrim otomobilinin 61 yılında engellenmesinin ardından inanılmaz bir hızla, birçok uluslar arası otomobil tekelinin ülkemize hücumunu çarpıcı verilerle ortaya koydu.

Ardından söz alan otomobilin hayatta kalan son mühendislerinden Yüksek Makina Mühendisi Kemalettin Vardar söz aldı. Vardar konuşmasında Devrim otomobiline ilişkin birçok bilinmeyen noktaya açıklık getirdi. Emperyalist ülkelerin bizim gibi ülke halklarında “yabancı hayranlığı” yarattığını ve bunun beraberinde de ülkemiz mühendislerinde ciddi bir “kendine güvensizlik” oluştuğunu, ülkemiz mühendislerinin kendine ve alt kadrolarına güvenmeleri ve iddialarını gerçekçi bir şekilde ortaya koydukları taktirde “yapılamaz” denilenleri yapabileceklerini, Devrim otomobilinin de bunun en somut kanıtı olduğunu ortaya koydu. 76 yaşındaki Vardar’ın, genç mühendislere vasiyeti de yine kendine güvenmeleri ve üretim yapmaları, ülke üretimine katkıda bulunmaları yönünde oldu.

İvme Kültür ve Sanat Komisyonu’nun düzenlediği ve oldukça coşkulu geçen etkinlikte 45 mühendis-mimar yer alırken tüm katılımcılar Kemalettin Vardar’a ülkemiz mühendisliğine katkılarından ve deneyimlerini kendileriyle paylaştığı için teşekkürlerini iletti. Bizler de biz kez daha buradan Kemalettin Vardar’a saygılarımızı, teşekkürlerimizi iletiyoruz.

22 Aralık 2008 Pazartesi

19 Aralık 2000 Hapishaneler Katliamının Yıldönümünde TMMOB Birimleri Dedemanlarda Eğlence Düzenliyor

Ülkemiz tarihi halka dönük birçok katliamla doludur. 1977 1 Mayıs katliamı, 1978 Maraş katliamı, 16 Mart katliamı, Sivas katliamı, Gazi katliamı bunlardan yalnızca birkaçıdır. Bu katliamlardan biri de bugün 8. yıl dönümü olan, 19 – 22 Aralık 2000 tarihinde “Hayata Dönüş” adıyla yapılmış hapishaneler katliamıdır.





19 – 22 Aralık 2000, ülkemiz hapishaneler tarihinin en büyük katliamının tarihidir. “Hayata Dönüş” operasyonu ile ülkemizde 1974 yılı Kıbrıs Harekâtı'ndan sonra en büyük askeri güç (20.000 asker, 20.000 bomba) kullanılarak 28 hükümlü ve tutuklu katledilmiştir. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit; “Hapishaneler sorununu çözmeden, IMF programının uygulanamayacağını” söyleyerek katliamın emperyalist politikaların uygulanabilmesi açısından bir zorunluluk olduğunu ifade etmiştir. Bu da konunun yalnızca siyasi tutukluların değil, tüm halkın sorunu olduğunun en özlü ifadesidir.






19 – 22 Aralık 2000, ülkemiz hapishaneler tarihinin olduğu kadar dünya hapishaneler tarihinin de en büyük katliamlarından birinin ve bu katliama karşı cansiperane direnişin tarihidir. Bu nedenle 19 Aralık, uluslararası düzeyde “Uluslararası Tecritle Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir. Başka bir deyişle bu tarih, ülkemiz sınırlarını aşmış, dünya çapında bilinen bir tarih haline gelmiştir.






Her 19 Aralık'ta birçok tutuklu yakını hapishane önlerine gidip karanfiller bırakarak yitirilenleri anar. Birçok demokratik kitle örgütü ülkemizde ve dünyada paneller, sempozyumlar düzenler, hapishanelerdeki devrimcilerle dayanışmalarını dile getirir, “19 Aralık'ı, katledilenleri ve tecridi unutmayacağız, unutturmayacağız” derler.






19 Aralık, aynı zamanda tüm halka dönük bir gözdağıdır. 19 Aralık'la halka “Hakkını ararsan, direnirsen seni F tipi hücrelere atarım, tecrit ederim, üstüne istediğim gibi kurşunlar, bombalar yağdırırım, hiç kimse senin sesini bile duymaz” denmiştir. Amaç susturmak ve unutturmaktır. İşte bu nedenlerle tecride karşı uzun yıllar süren bir direniş gerçekleştirilmiştir. Bu direnişte hapishanelerde ve dışarıda 122 insan hayatını kaybetmiş, yüzlercesi sakat kalmış, büyük bedeller ödenmiş ama sonuçta susulmamış, unutturmaya izin verilmemiştir.






Peki, 19 Aralık egemenlerin sömürü, baskı ve sindirme politikalarının en somut ve vahşi ifadesiyken, dünya direniş tarihine geçmiş önemli bir günken, mühendis-mimar örgütümüz TMMOB 19 Aralık'ın 8. yıldönümünde ne yapmıştır?



Bir mezar anmasına mı gitmiştir? HAYIR.



Bir panel, bir sempozyum mu yapmıştır? HAYIR



Hatta ve hatta bir yazılı basın açıklaması bile yapmamıştır. Böyle günler TMMOB etkin yönetim anlayışının gündeminde yoktur. TMMOB etkin yönetim anlayışının gündeminde “Emniyet Müdürlüğü'nün iftarına katılmak” vardır ama devrimcilerin katledildiği, tüm halka gözdağı verilmeye çalışıldığı 19 Aralık'la ilgili basit, küçük bir şey yapmak bile yoktur.



Peki, TMMOB yönetimi 19 Aralık'la ilgili bir şey yapmıyor, TMMOB'ye bağlı oda ve şubeler neler yapıyor?



İşte birkaç örnek:



MMO Ankara Şubesi, mesleğinde 25, 40, 50 ve 60. yılını tamamlayan üyelerine 19 Aralık 2008 tarihinde yapılacak gece ile plaket veriyor.



İMO Ankara Şubesi de 19 Aralık 2008 tarihinde “Meslekte 25. yıl ve 40. Jübile Yemeği” veriyor. Konuk sanatçı ise Özdemir Erdoğan…



EMO Ankara Şubesi ise 19 Aralık Cuma gecesi Dedeman Oteli Avizeli Salon'da meslekte 40., 50. ve 60. yıllarını dolduran üyelerine plaket vereceği bir gece yapıyor. Gecede Feryal Öney sahne alıyor.






Bu örnekleri görünce çok fazla bir şey söylemeye de gerek kalmıyor. Söylenebilecek tek şey belki de “Bir de zil takıp oynayın!” demektir.






Günler torbaya mı girmiştir? Gece yapacak, eğlenecek başka gün kalmamış mıdır? Kimse “unuttum” diyemez ya da “yoğun etkinlik programımız vardı”, “bu tarihin dışında başka bir gün uygun yer yoktu” gibi gayri ciddi cevaplarla bu konuyu geçiştiremez. Böyle deniyorsa devrimci demokrat duyarlılık nerede kalmıştır? 19 Aralık katliamının yıldönümünde, üstelik bu büyük katliama ilişkin tek bir söz söylememiş, tek bir etkinlik yapmamışken, bu tarz etkinliklerin düzenlenmesinin devrimci demokratlar nezdinde herhangi bir haklı açıklaması olabilir mi? 28 devrimcinin katledildiği, filmlere kitaplara konu olan, dünya çapında “mücadele günü” olarak tespit edilmiş bir günde bu davranışları sergileyenlerin toplumsal mücadeleye dönük iddiaları da sorgulanır.






Bizler devrimci, demokrat ve yurtsever mühendislerin sesi olan + İVME Dergisi olarak “dünyanın neresinde haksız yere bir tokat patlasa birinin yüzünde, onu yüreğimizde hissediyoruz.” Devrimciliğin ve demokratlığın, insanlığın yaratmış olduğu tüm mücadeleler ve direnişler tarihini sahiplenmekten ve geliştirmekten geçtiğini biliyoruz. Sistemin önemsizleştirme ve unutturma politikalarına karşı buradan bir kez daha tekrarlıyoruz:






Unutmayacağız, Unutturmayacağız!








Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

13 Aralık 2008 Cumartesi

Devrimcileri Tasfiye Etmek Düzene Kazandırır

Mimarlar Odası Ankara Şubesi sekreter yardımcısı, mimar Alev Şahin, geçtiğimiz günlerde "sözleşmesine son verilip" işinden çıkarıldı. İşten atılan Şahin, devrimci demokrat bir kimliğe sahiptir. İşten atan da "demokrat", "ilerici" olma iddiasındaki bir oda yönetimidir.

Alev Şahin'in Mimarlar Odası'ndaki işinden çıkarılması devrimci düşünceleri ve bu nedenle tutsaklık yaşamış olması nedeniyledir. Başka bir neden yoktur.

Alev Şahin'in işten çıkarılması, tekil bir olay gibi görünse de, reformistlerin hakim olduğu kitle örgütlerinde zaman zaman kendini gösteren bir anlayışın ifadesidir. Reformistler, sosyal-demokrat "solcular", o kurumların yönetiminde veya herhangi bir görevinde devrimcilerin varlığından genellikle rahatsızdırlar. Bu yüzden de işçi ve memur sendikalarında, odalarda "devrimcilerin tasfiye edilmesine" veya edilmek istenmesine sık rastlanır.

Gerçek şudur ki; ilerici, demokrat herhangi bir kitle örgütünün, işçilerin, memurların, köylülerin, mühendislerin hakkını savunma iddiasındaki herhangi örgütün, devrimcileri tasfiye etmeye çalışması, kendi ayağına kurşun sıkması, kendi kuyusunu kazmasıdır. Çünkü, devrimcilerin tasfiye edilmesi, bizzat tasfiye edenlere ve daha önemlisi, o kitle örgütlerinin temsil ettiğini söylediği emekçilere, sayısız zararlar verir. Devrimcileri tasfiye eden her kitle örgütü, en başta dinamizmini kaybeder. Devrimcilerin tasfiye edilmesi, kuşku yok ki düzenin de isteğidir. Tasfiye politikası da, reformizmin devrimcilerle rekabetinin yanında, düzene güven verme, düzenin icazetinde politika yapma anlayışlarının bir sonucudur.

Emekçiyi İşten Atan
Demokrat, Emekten Yana Olabilir Mi?

Demokratik kitle örgütü olmanın en temel gerekleri, sınıfsal olarak emekçileri savunmak, bunun için mücadele etmek, ilerici bir çizgide olmak ve işleyiş olarak demokratik bir işleyişe sahip olmak şeklinde sayılabilir.

Elbette, bir kurum kendiliğinden bu özelliklere sahip olmaz. Bir demokratik kitle örgütünde bu özellikleri var edecek olan, o kurumun yöneticileri ve üyeleridir. Yaşadığımız örnekler ise, kimi kitle örgütlerinde olması gereken bu tablodan ne kadar uzak olunduğunu göstermektedir.

Bir kurumun yönetiminde olmanın avantajını kullanarak, devrimcileri tasfiyeye yönelenlerin, demokratlıkları tartışma konusudur. Kurumun tüzüğünü, işleyişini bile hiçe sayan tasfiyeci anlayışların, odalarda, sendikalarda demokratik bir işleyişi hayata geçirmeleri de söz konusu değildir. Kendi çalışanının emeğine saygı göstermeyenlerin, onun haklarını gözetmeyenlerin, üyelerinin ve diğer emekçilerin emeğine sahip çıkması, haklarını savunması da beklenemez.

Demokrat olanlar, ilerici devrimci düşüncelere tahammülsüz olamazlar. Kendi anlayışlarından farklı düşünenlerle, tasfiyecilik yöntemiyle mücadele etmezler. İdeolojik mücadele verirler.

Dahası, burjuvazinin saldırıları karşısında, düşüncelerine katılmasalar dahi, devrimcileri savunur, sahiplenirler... Oysa, Alev Şahin örneğinde, bunların tam tersi yapılmıştır.

Demokrat olanlar, adaletli olurlar. Bir kurumun yönetiminde bile adaletsizlik yapanların, daha büyük güçleri ele geçirdiklerinde, daha geniş kitleleri yönetir duruma geldiklerinde uygulayacakları adalete güvenilemez.

Alev Şahin örneğinde böyle bir adaletsizlik vardır.

Alev Şahin örneği başka bir açıdan da sorgulanmayı gerektiren bir örnektir. Daha kısa süre önce 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlamalarına katıldığı gerekçesiyle oligarşi tarafından tutsak edilmiş bir devrimciyi kurumdan çıkarmak, kuşku yok ki, ahlaki açıdan da sorgulanması gereken bir olgudur.

Şahin Tek Örnek Değil

Alev Şahin örneği tekil bir örnek değildir. Benzeri pek çok örnekten bazılarını hatırlatalım; hatırlatalım ki, bir devrimciyi demokratik bir kitle örgütünden uzaklaştırmaya çalışmanın hiçbir gerekçeyle masumlaştırılamayacağı, meşrulaştırılamayacağı açıkça görünsün.

Örnek; 1989'da Tez Koop-İş Sendikası yönetimi, Aynur Karaaslansendikadan ihraç etmişti. Sorun, Karaaslan'ın devrimci düşünceleri, devrimci sendikacılık anlayışını savunması ve sendika yönetimine çöreklenmiş olan sarı sendikacılığa karşı ideolojik mücadele yürütmesiydi.

Bunun için önce Karaaslan'ı sindirmeye ve tasfiye etmeye çalıştılar. Başaramayınca, korsan bir genel kurul düzenleyerek, Karaaslan'ı ihraç edip, başkanı olduğu şubeyi de kapatma kararı aldılar.

Bir başka örnek, 1997'de DİSK/Genel-İş'te yaşanan tasfiye operasyonudur. MGK çizgisinde hareket eden sendikacılık anlayışı, önce Genel-İş Tüzük Kurultayı'nda devrimcileri tasfiye etmeyi denedi, başarılı olamadı. Genel-İş bölge şubelerini kapatıp, 13 sendikacının işine son vererek tasfiyeyi gerçekleştirmeye çalıştılar. Tasfiyeciliğe karşı mücadele ve işçilerin sahiplenmesi ile geri adım atmak zorunda kaldılar. Ne olursa olsun, DİSK içinde gittikçe büyüyen Devrimci İşçi Hareketi'nin etkinliğini kırmak, devrimci gelişmenin önü kesmek istiyorlardı. Bunun için CHP'lisi, reformisti tüm düzen sendikacıları el ele verip, Genel-İş yönetimini devletin kayyumuna teslim ettiler. Böylece sırtlarını düzene dayayarak, tasfiyeyi gerçekleştirdiler ve Genel-İş yönetimine oturdular.

Daha yakın zamanda yaşanan örneklerden birisi ise, DİSK'e bağlı Emekli-Sen Genel Merkezi'nin devrimci sendikaHasan Kaşkır'ı görevinden almasıdır. Neden yine aynıdır. Hasan Kaşkır'ın mücadele anlayışı ve pratiğidir.

Bir diğer örnek, Sultanbeyli PSAKD Genel Merkez yönetiminin, mücadeleci bir çizgide hareket etmesi ve yönetimin reformist anlayışına teslim olmaması nedeniyle, Sultanbeyli PSAKD yöneticisi Sadegül Çavuş'u yönetim kurulu görevinden almasıdır. Daha sonra, bu kararlarından geri adım atmak zorunda kalsalar da, bu dayatmacı, tasfiyeci anlayışın sadece sendikalarla sınırla kalmayıp bir çok demokratik kitle örgütünde ortaya çıkabildiğini gösteren bir örnektir.

Sendika ve oda yönetimlerinde devrimcilerin yer almasını engellemek için, devrimcilere karşı en gerici kesimlerle bile yapılan ittifakların örnekleri az değildir. Devrimcileri güçsüzleştirmek, tasfiye edebilmek için, emekçi kitleleri içinde yürütülen spekülasyonlar, karalama kampanyaları da bunlara ek olarak belirtilmesi gereken bir tasfiyecilik türüdür.

Devrimcileri Tasfiye Düzene Kazandırır

Devrimcilerin tasfiyesiyle amaçlanan aynı zamanda sınıf ve kitle sendikacılığının, devrimci düşünce ve politikaların tasfiyesidir. Hakim kılınmak istenen ise, düzen sendikacılığıdır. Tasfiyecilik bu zeminde düzenle çakışmaktadır.

Düzenin tüm dayatmaları, telkinleri, sendikalardan, odalardan, derneklerden devrimcilerin şu veya bu yolla tasfiye edilmesi doğrultusundadır. Bunun için, devrimci işçilerin çalışmalarını engellemekten, gözaltına alıp işkence yapmaya, tutuklamaya, katletmeye kadar her yöntemi uygular. Ve aynı zamanda sarı sendikacılığı, reformist sendikacılığı da bu doğrultuda yönlendirir. Demokratik kitle örgütünün demokratlık niteliğinin en önemli göstergelerinden biri de, bu yönlendirmelere direnip direnmemesinde gösterir kendini.

Devrimciler hiç kuşku yok ki, kitle örgütlerindeki en dinamik, militan, mücadeleci unsurlarıdır. Devrimcilerin tasfiye edilmesi, bu nedenle sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin dinamizmini, militanlığını, mücadeleciliğini de tasfiye etmesi demektir. Bunların olmadığı yerde, uzlaşmacılık, koltuk peşinde koşmak, çıkarcılık, burjuva politikacılığıyla birbirinin ayağını kaydırmak hakim hale gelir. Örnekleri çoktur. Devrimci politikanın olmadığı yerde, emekçilerin haklarının patronlara ve düzene karşı militanca savunulması söz konusu olmaz.

Bu ise, o kitle örgütlerinin, sendikaların erimesi, güç ve ağırlığını kaybetmesi ve giderek patronlar ve devlet tarafından da ciddiye alınmayan bir duruma gelmesi demektir. Bu nedenledir ki, reformizm, demokratik kitle örgütlerinde devrimcileri tasfiye ederken, aslında o kitle örgütünü tasfiye etmekte, dolayısıyla kendilerine de zarar vermektedirler.

Gerçekte, anlattığımız sendikaların, odaların bugün içinde bulundukları durumdur. Ve bu duruma gelmelerinde elbette devrimcilere karşı yürüttükleri tasfiyeciliğin de payı vardır. Tasfiyecilik düzene hizmet etmiştir. Bunu herkes görmelidir.

www.yuruyus.com

Polis Terörü Artıyor


İSTANBUL - Avcılar’da polis kıyafeti giymiş kişilerin bir kadını kaçırarak tecavüz ettiği ortaya çıkınca İl Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, vatandaşlara “Polise kimlik sorun” önerisinde bulunmuştu. Cerrah’ın bu açıklamasından iki gün sonra Avcılar’da Cerrah’ın sözünden cesaret alıp polise kimlik soran Mustafa Akdoğan, hastanelik oldu. Akdoğan beş polisin toplu dayağına maruz kaldığını iddia etti. Burnu ve kafatası çatlayan, çenesi kırıldığı için ameliyat olan Akdoğan üç hafta konuşamayacak.
Evli ve iki çocuk babası tekstilci 41 yaşındaki Mustafa Akdoğan, 4 Aralık akşamı bir arkadaşıyla sohbet etmek için dışardaydı. Eşine geç kalacağını söylemişti. Saat 02.00’ye gelirken telefon eden eşi Melek Akdoğan’a yolda olduğunu, 15 dakika içinde eve varacağını söyledi. Melek Akdoğan, 03.30 sıralarında uyanınca eşini evde göremedi. Telefonlarına yanıt alamayınca ağabeyi Orhan Sert’ten yardım istedi.
Geceyi yaralı halde gözaltında geçiren Akdoğan, sabaha karşı karakoldan eşine telefon ederek durumu haber verdi. Akdoğan, başına yüzüne ve vücuduna tekme yediğini anlatarak polislerden şikâyetçi olurken, iki polis de kendilerini darp ettiği iddiasıyla Akdoğan’dan şikâyetçi oldu. Yaşadıklarını, “Telefonda fazla konuşamadı, zorlanıyordu” diye anlatan Melek Akdoğan, “Eşim hırsızlık yapmadı, cinayet işlemedi, ülkesine ihanet etmedi. Bunu hiç hak etmedi. Cerrah öyle konuştu ama polisler demek ki kendisine hiç itibar etmiyor. Nasıl bir kin, nefret var içlerinde anlamıyorum” dedi.
Sağlık muayenelerinde çenesinde kırık, kafatasında ve burnunda çatlaklar, tüm vücudunda ise morluk ve yaralar tespit edilen Mustafa Akdoğan, dün öğlen saatlerinde çene ameliyatı geçirdi.
Üç hafta konuşamayacak olan ve ailesiyle yazarak iletişim kuran Akdoğan serum ve sıvı gıdalarla beslenecek. Akdoğan, önceki gün atv Haber’e şunları söyledi: “Avcılar sahilinden Küçükçekmece istikametine giderken, alkol kontrolü ve biraz içki içmiş olmamın etkisiyle geriye döndüm. Zannedersem görülmüşüm. Bir araç geldi, çok sert bir şekilde önümü kapattı ve beni durdurdular. Sert tavırlarla bana niye kaçtığımı sordular. Ben de kaçmadığımı, sadece biraz alkollü olduğumu, bunun için, alkol muayenesi olabileceğimi düşünerek geri dönüp evime gittiğimi söyledim; yakın bir yerde oturuyorum çünkü.
Kimliğimi istediler. Çıkarıp verdikten sonra, ‘Ben de sizin kimliğinizi görebilir miyim?’ dedim. Küfürden sonra ‘Sen bizim resmi üniformalı olduğumuzu görmüyor musun, nasıl kimlik sorarsın lan?’ deyip önce biri bir tane yumruk attı, sonra diğeri kapıyı açtı ve beni yaka paça aşağı indirdiler. Önce kollarımı aşağıdan kelepçelediler. Sonra o şekilde yere oturttular. Birisi üstten bastırdı, artık yapabilecek bir şeyim kalmadığı için diğerleri de tekmelemeye başladı. Bana çok sert bir ifadeyle kimlik sorunca, ben de onlara, biraz da Celalettin beyin sözlerine itibar edip kimlik sordum. Şimdi buradayız (hastanede). Bundan sonra polise kimlik sormayı hiç düşünmüyorum. Hatta karşılaşmamayı düşünüyorum.”

Kafasını cama vurdu
İstanbul Emniyeti’nin yaptığı açıklamada ise polisin kimlik gösterdiği ancak Akdoğan’ın iki polisi yaralayarak kaçmaya çalıştığı anlatıldı. Açıklamada, “Sürücü tekrar yakalanıp ekip otosuna bindirilmiş, mukavemetini sürdürmüş, başını otonun camlarına ve kaportasına vurmuş, aracın camını kırmıştır” denildi.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&VersionID=&Date=07.12.2008&ArticleID=911876

Polis, DTP ilçe yöneticisi Erol'u darp etti

İSTANBUL (LNA) Demokratik Toplum Partisi (DTP) Bahçelievler ilçe yöneticisi, sivil polislerin kendisini darp ettiğini ileri sürdü. Mustafa Erol, ''Ben bu olayın peşini bırakmayacağım’’dedi.

Beyoğlu'ndaki İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi'nde basın açıklaması yapan DTP Bahçelievler ilçe yöneticisi Mustafa Erol, partisinin Beyoğlu'ndaki il binasından çıktığı sırada 3 sivil polisin kendisini durdurarak kimlik sorduğunu anlattı.

Polislere ''Kimliğinizi görebilir miyim?'' dediğini belirten Erol, polislerin hakaret ederek, tokat attıklarını iddia etti.

Kimliğini verdiği polislerin sorgulama sonrasında ''Sen cezaevinde kalmışsın, sen bir suçlusun'' dediğini ileri süren Erol, polislerin darp etmesi sonucunda gözünde ve belinde ağrılar oluştuğunu ancak bu durumu belgeleyen sağlık raporunu henüz almadığını söyledi. Erol, ''Ben bu olayın peşini bırakmayacağım. Şikayetimin arkasındayım. Bu olay sadece kimlik sorduğum ve cezaevinde kaldığım için oldu'' diye konuştu.

http://www.librenews.eu/?style=news&cat_id=2&news_id=17618

27 Kasım 2008 Perşembe

İstanbul İvme, Mimarlar Odası Ankara Şube Yönetimini Zorlu Hava ve Ulaşım Koşullarına Rağmen Taksim'de 90 Kişiyle Protesto Etti


27 Kasım 2008 Perşembe günü 13.00'te Taksim tramvay durağında bir araya gelen İvme Dergisi yayın kurulu üyeleri ve okurları, mimar Alev Şahin’in düşüncelerinden dolayı Mimarlar Odası Ankara Şubesi yönetimi tarafından işten çıkarılmasını protesto edildi.
Çetin hava ve ulaşım koşullarına rağmen, çeşitli branşlardan mühendis, mimar ve öğrencilerden oluşan yaklaşık 90 kişilik bir kitle "TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetimini Emek Düşmanlığından Vazgeçmeye Çağırıyoruz" pankartı arkasında bir araya geldi. Eylemde Alev Şahin’in yalnız olmadığı kamuoyuna duyurulurken, “Mühendisiz Mimarız Haklıyız Kazanacağız”, “Alev Şahin Yalnız Değildir”, Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz” “Baskılar Bizi Yıldıramaz” “Demokrat Görünme, Demokrat Ol” sloganlarıyla Mimarlar Odası Ankara Şubesi teşhir edildi.
İvme Dergisi Yayın Kurulu üyesi Gülcan Kırca’nın okuduğu açıklamada “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliklerine katıldığı gerekçesiyle tutuklanarak 3 ay süreyle cezaevinde kalan mimar Alev Şahin, tahliyesinin ardından Mimarlar Odası Ankara Şubesi’ndeki sekreter yardımcılığı görevine geri dönmüştür. Arkadaşımız işine döndükten sonra hayat görüşüne, yaşam tarzına ve mücadele anlayışına karşı bir ‘öteki’leştirme içerisinde yaklaşıldığını fark etmiştir.” denilerek şube yönetimi tararfından önce mobbing uygulanarak Alev Şahin’in istifaya zorlandığı sonrasında ise sebep gösterilmeksizin işten çıkarıldığı ifade edildi.
Açıklamada "Mimarlar Odası Ankara Şubesi Şirket Değildir", "Oda Çalışanlarının Hakları Engellenemez", Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nde Baskıya Son", "Politik İnsana Her Yerden Baskı Var" ve "Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz" yazılı dövizler ve İvme Dergisi okurlarının taktıkları kırmızı baretler dikkat çekti. Açıklama, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetiminin emek düşmanlığından vazgeçmeye çağrılması ile son buldu.

14 Kasım 2008 Cuma

İvme, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetimininin Emek Düşmanlığını, Şube Önünde 120 Kişi ile Protesto Etti


İvme Dergisi, 14 Kasım 2008 günü Mimarlar Odası Ankara Şubesi önünde bir araya gelerek Şube Yönetimi'ni emek düşmanlığından vazgeçmeye çağırdı ve Mimar Alev Şahin’in işten atılmasını protesto etti.

Eylemde İvme Dergisi tarafından “Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetimini Protesto Ediyoruz!” yazılı bir pankart açılırken “Baskılar Bizi Yıldıramaz, Mühendisiz Mimarız Haklıyız Kazanacağız, Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz, Anti-Demokratik Uygulamalara Son, Örgüt İçi Demokrasi İstiyoruz” yazan dövizler taşındı. Açıklamada sık sık “Baskılar Bizi Yıldıramaz, Mühendisiz Mimarız Haklıyız Kazanacağız, Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz' sloganları atıldı.

Ayrıca, Dergi okurları açıklamadan önce Yüksel Caddesi'nde basın açıklamasına çağrı amaçlı bildiri dağıtımı gerçekleştirdi. Çeşitli demokratik kitle örgütlerinin aydın-sanatçıların ve oda çalışanlarının da destek verdiği basın açıklamasına yaklaşık 120 kişi katıldı.

8 Kasım 2008 Cumartesi

IBM Çalışanlarının 10-14 Kasım Eylem Planı


10 Kasım haftası Türkiye'de 70. yılını kutlayacak IBM'ın, sendikal örgütlenen Türk çalışanına yaptığı saygısızlığı

kınıyor, bu haksızlığın bir an önce ortadan kaldırmasını ve gelişmiş ülkelerdeki uygulamaların aynısının Türkiye'mize de
uygulamasını beklediğimizi hatırlatıyoruz.



Sendikalı olma özgürlüğü elde edilene kadar sürdürülecek, aşağıda detayları yazılı eylemlerimiz, 10-14 Kasım

tarihlerinde İstanbul'da gerçekleştirilecek olan, "İş adamları Forum'una paralel olarak yürütülecektir.



1. Tüm toplantı katılımcıları, TC milletvekili ve Bakanlarına, IBM'in haksız davranışını eleştiren mektup gönderimi 10 Kasım

akşamına kadar tamamlanacak,

2. 11 Kasım ve 12 Kasım tarihlerinde iki büyük gazete'de ve birisi renkli olmak üzere "Kamuoyuna duyuru" ilanı yayınlanacak,

3. Kiralanacak bir propaganda aracı, 11-14 Kasım tarihlerinde, istanbul şehir içerisinde pankart ile donanımlı olarak sürekli

seyahat halinde olacak,

4. 10 Kasım Pazartesi 10:30-11:00 'de Açık Radyo'da bir IBM çalışanı yayında,

5. EMO'nun hazırlayacağı dev protesto pankart'ı başta Cemal Reşit kongre merkezi olmak üzere aynı anda birkaç yerde teşhir edilecek,

6. 12 Kasım öğlen sonrası havaalanı önünde sendikamızca Pankartlı karşılama yapılacak ,

7. Topkapı sarayı önünde kitlesel Pankart eylemi (Sendikamız ve tüm Sektör Çalışanları ile birlikte)

8. 13 Kasım, 19:30 sonrasında, Esma Sultan yalısı önünde Tekne ile denizden protesto gerçekleştirilecek

(Sendikamız ve tüm Sektör Çalışanları ile birlikte).

9. Sam Palmisano'un yanıtlaması için; IBM Türkiye'nin 2010 yılı ile ilgili finansal sorunları OLUP/OLMADIĞINA dair
Eray Yuksek'ın açıklamaları IBM hisedar gruplarına Alliance@IBM tarafından gönderilecek.

30 Ekim 2008 Perşembe

İvme Kültür ve Sanat Komisyonu Kişisel Gelişim ve Yaratıcı Drama Atölyesi Kursu Kayıtları Başlamıştır

KİŞİSEL GELİŞİM ve YARATICI DRAMA ATÖLYESİ KURSUMUZ BAŞLAYACAKTIR.

YARATICI DRAMA ATÖLYESİ

Drama” kelimesi kökünü , “sahnede oynanılacak oyun” anlamına gelen “dram” sözcüğünden alır. Yaratıcı drama ise herhangi bir konuyu, doğaçlama, rol oynama gibi tekniklerden yararlanarak, bir grupla, grup üyelerinin birikimlerinden ve yaşantılarından yola çıkarak canlandırmalar yapmaktır (Adıgüzel, 2007).

Yaratıcı dramanın hızla artan popülaritesinin temelinde, pek çok alanda çalışan insana hitap etmesinin yanısıra; yaratıcı, sorun çözebilen, kolektif üretime katılabilen, özne olmayı başarabilen bireyler yetiştirmesi gibi etkenler yatar.

Yaratıcı drama bireylere sözel olan-olmayan iletişim kurma becerisi ve farkındalık kazandıran, hata yapmaktan korkmamayı öğreten; duygularını daha sağlıklı ve kontrollü bir şekilde göstermenin yollarını anlatan; etik değerlerin gelişmesi hakkında yol gösteren bir eğitimdir.

Bireylerin işbirliği yapma özelliğini geliştiren; sosyal, psikolojik ve sanatsal duyarlılığını arttıran, dört temel dil becerisini (konuşma, dinleme, okuma, yazma) geliştiren; bilgiye ulaşmak ve onu kullanmak konusunda onları istekli duruma getiren yaratıcı drama, kendisini tanıyan; güvenle ifade eden ve kendisine duyduğu güven sonucunda karar verme becerisini geliştiren bireylerin yetişmesinde etkilidir.

Kısacası “yaratıcı drama hayatın provasıdır” düşüncesinden yola çıkarak siz dostlarımızı birlikte eğlenmek ve birlikte öğrenmek üzere Cuma akşamları saat 19:00’da İvme dergisine bekliyoruz.

Gelin kendimize yeni bir pencere açalım ve hayata oyunun içinden bakalım.


Not: 24.10.2008 Cuma günü çalışmalarımız başlamıştır. Kayıtlarımız 10.11.2008 tarihine kadar devam edecek ve bundan sonra çalışmalara dahil olunamayacaktır. Gelirken kot, eşofman, spor ayakkabı vb. rahat giysilerle ve küçük bir yer minderi ile gelmeniz rica olunur.

Kayıt ve Müracaat:
İvme Tel: 0 555 850 82 40
0 537 947 72 42
Gönderiyi Yer İmlerine Ekle/Ara

24 Ekim 2008 Cuma

Hasan Balıkçı Mezarı Başında Anıldı


Büyük sanayi kuruluşlarının kaçak elektrik kullanımına karşı mücadele ederken öldürülen Devrimci Mühendis Hasan BALIKÇI çeşitli etkinliklerle anıldı. Saat 11.00’de EMO önünden otobüslerin kalkmasının ardından Kayışlı Köyü'nde bulunan mezarına gidildi.

Meslektaşları, ailesi, Mücadele arkadaşları ve sevenlerinden oluşan yaklaşık 80 kişinin bulunduğu anmada mezarına karanfiller bırakıldı. İlk olarak EMO Adana Şube Başkanı Mehmet MAK söz aldı. MAK bugün onu sahiplenen arkadaşları, meslektaşları, ailesi ve sevenlerinin varlığı ve katılımın her şeyi anlattığının belirterek konuşmak isteyenlere söz verdi.

Anma töreninde EMO Yön. Kur. Başkanı Musa Çeçen, Adana Özgürlükler Derneği’nden Akil Nergüz, Avukat Mustafa Çinkılıç, EMO Yön. Kur. eski Başkanı Cengiz Göltaş, Adana Emo-Genç'ten Atakan Güzel, KESK MYK Üyesi Akman Şimşek, İvme Dergisi Yayın Kurulu üyesi Ayhan Tuğcu ve eşi Şengül Balıkçı birer konuşma yaptılar.

EMO Genel Başkanı Musa Çeçen katılımcıları Hasan Balıkçı anısına saygı duruşuna çağırdı. Ardından yapılan konuşmalarda Hasan Balıkçı’nın yaşamı, mücadelesi anlatıldı. Avukat Mustafa Cinkılıç dava sürecini özetledi, keyfi uygulamaları anlattı. Adana Özgürlükler Derneği adına yapılan konuşmada Hasan Balıkçı’yı anmak Hasan Balıkçı davasında Adalet istemektir denildi.

İvme Yayın Kurulu üyesi Ayhan Tuğcu Hasan Balıkçı’nın halkının, yoksulların, ezilenlerin yanında olan devrimci bir mühendis olduğunu, yaşamıyla, dürüstlüğüyle bir örnek teşkil ettiğini anlattı. Tuğcu ayrıca, saat 14.30’da Çukurova Halk Kültür Festivali kapsamında Kültür Sokakta İvme Dergisi olarak "Hasan Balıkçı Standı" önünde yapılacak söyleşiye çağrı yaptı.

Eşi Şengül BALIKÇI konuşması anında duygulu anlar da yaşandı. Şengül Balıkçı adalete güvenmediğini, zor olmasına rağmen Hasan Balıkçı’nın yolunda onunla beraber olduğunu belirtti. Mezar anmasının ardından Hasan Balıkçı anısına yapılan ve Adana-Yurt Mahallesi'nde Bulunan Hasan Balıkçı Parkı ziyaret edildi.

EMO Adana Şube aynı gün Ziraat Mühendisleri Odası toplantı salonunda Hasan Balıkçı anısına “Enerji Politikaları, Özelleştirme ve Kamu Mücadelesi” konulu panel düzenledi. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Prof. Dr. Yüksel AKKAYA ile EMO Genel Başkanı Musa ÇEÇEN’in konuşmacı olarak katıldığı panel’de Hasan Balıkçı nezdinde kamu mücadelesi anlatıldı. Saat 16.00’da başlayan panele 100’e yakın katılım oldu. Panel sonrasında İvme'nin Hasan Balıkçı ile ilgili 17 Nolu açıklaması katılımcılara dağıtıldı.

21 Ekim 2008 Salı

Açıklama No.17: Devrimci Mühendis Hasan Balıkçı'nın Yolunda Mücadeleye Devam


18 Ekim 2002’de Şanlıurfa’da bölgesel Susurlukçular tarafından öldürülen devrimci mühendis Hasan Balıkçı mücadelemizde yaşıyor.
Hasan Balıkçı 1961 yılında Adana Seyhan ilçesine bağlı Kayışlı köyünde doğdu. İlkokulu doğduğu köyde bitirdikten sonra orta ve lise eğitimini Adana merkezde tamamladı. Dar gelirli, dokuz çocuklu bir ailedendi. Yüksek öğrenimine İstanbul’da devam ederken zor koşullarda hem okuyor hem de çalışıyordu. Zaten daha ilkokul çağına bile gelmeden Çukurova’nın tarlalarında ırgat olarak çalışmaya başlamıştı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nden 1987 yılında elektrik mühendisi olarak mezun oldu. 12 Eylül 1980 açık faşizmi üniversite öğreniminin gecikmeyle bitmesine neden oldu. 1988 yılında mücadele ve okul arkadaşı Şengül ile evlendi. Öldürüldüğünde büyük kızı Açelya dokuz, küçük kızı Ayça İdil ise iki yaşındaydı.
1989 yılında TEK’te çalışmaya başladı, ilk görev yeri olan Ağrı’da dört yıl kaldı. 1993 yılında Adana TEDAŞ’ta göreve başladı.
Hasan Balıkçı, lise yıllarında başladığı hak ve özgürlükler mücadelesini öldürüldüğü güne kadar onurlu bir şekilde devam ettirmiştir. Üniversite yıllarında 12 Eylül sonrası ilk öğrenci derneklerinin kurulmasında devrimci bir öğrenci olarak, doksanlı yılların başında da kamu emekçilerinin örgütlenmesinde öncülük eden devrimci bir mühendis olarak çalıştı. Enerji-Yapı-Yol-Sen’in kurucularından biri olarak devrimci sendikacılığın onurlu bir temsilcisi idi. 1998-2002 yılları arasında EMO Adana Şubesi yönetiminde saymanlık görevi ve TMMOB İKK sekreterliği görevini başarıyla yaptı.
Balıkçı’nın örnek davranışları ve ikna yeteneği sayesinde düşmanları bile ona saygı gösterirdi. Halkını anlayan ve bıkmadan bilinçlendirmeye çalışan Hasan Balıkçı, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde hep ön saflarda yer almış, ülkemizdeki faşist baskı ve katliamlara sessiz kalmamış, onurlu bir devrimci olarak sürekli halkının ve haklının yanında yer almıştır. Özellikle cezaevlerindeki siyasi tutsaklara karşı yapılan hak gasplarına karşı onlarla dayanışmayı bir görev olarak algılamış, bu nedenle defalarca soruşturmaya ve disiplin cezalarına uğramıştır.
Adana TEDAŞ’ta görev yaptığı son yılda büyük ölçekli sanayi kuruluşlarının denetim mühendisi olmuştur. Büyük sanayi kuruluşlarına kaçak elektrik kullanmalarından dolayı büyük cezalar kesmiş, fabrikaların elektrik sayaçlarını fabrika dışına aldırmış ve bunun neticesinde TEDAŞ zarar eden bir kuruluş olmaktan kurtulmuştu. Fabrika sahiplerinin eski işleyişe dönebilmek için teklif ettikleri büyük miktarlarda rüşvetler, her onurlu devrimcinin yapacağı gibi Balıkçı tarafından da reddedilmişti. Tehdit edilmiş, aldırmamış, doğru bildiği yolda devam etmiştir. Durumdan rahatsız olan fabrika patronları hem siyasal güçlerini kullanarak hem de rüşvet çarkından nemalanmak isteyen TEDAŞ üst yönetimindeki kimi yöneticilerle işbirliğine girerek, Hasan Balıkçı’yı Urfa’ya sürgün ettirdiler. Sürgünden 45 gün sonra da Bölgesel Susurlukçular tarafından Balıkçı, 18 Ekim 2002 tarihinde katledildi.
Hasan’ın bu onurlu duruşu çoğu zaman insanlarda kafa karışıklığı yaratmıştır. Nasıl oluyor da sisteme, düzene karşı mücadele eden bir insan, devletin kurumu olan TEDAŞ elektriğinin yağmalanmasına hayatı pahasına göz yummamıştır. Hayatta iken sorulduğunda Hasan “Bakın... Şu gördüğünüz fabrikalardan sadece biri, şu yoksul beş mahalleden fazla elektrik harcar, fakir, yoksul halk elektrik parasını ödüyor da patronlar neden ödemesin, fatura yoksul halka kesiliyor” derdi. Devrimci olmanın ölçütü de bu ve benzeri her türlü haksızlığa her koşulda karşı çıkmaktı Hasan için. Onurla gururla söyleyebiliriz ki sadece devrimci insanlar ülkesi ve halkı için karşılıksız mücadele eder.
Hasanın cenazesi binlerce seveni tarafından kaldırıldı ve denilebilir ki 12 Eylülden sonra Adana da ilk defa bir cenaze bu kadar insan tarafından sahiplenildi. Kiralık katiller tesadüf olarak Urfa da yakalandı cinayeti azmettiren patronun ismini itiraf ettiler ve duruşma süreçleri başladı. Başta Hasan’ın sevenleri, EMO, Devrimci dostları ve ailesinin kamuoyu yaratması neticesinde altı ay sonra bir patron tutuklandı ve diğer çete üyelerine dokunulmadı. TEDAŞ müdürünün bu organizasyonda olduğu avukatlar tanıklar ve belgelerle ispatlamasına rağmen TEDAŞ ve bağlı olduğu bakanlık duruşmalara müdahil olmadı. Dört yıl sonra dava sonuçlandı. Yargıtay davayı iki defa bozdu. Altıncı yılda dava hala devam ediyor. EMO, devrimci arkadaşları, ailesi ve eşi zor koşullarda her ay Urfa’ya bu duruşmalara gidiyor. Mahkeme ise bırakın bölgesel Susurluk'u ortaya çıkartmayı suçu sabit görülmüş ve hüküm verilmiş davayı sonuçlandıramıyor.
Bizler bir kez daha Hasan Balıkçı nezdinde halka dönük tüm katliamlar için adalet istemeye devam ediyoruz. Balıkçı’nın bizlere bıraktığı onurlu, yurtsever, devrimci mücadeleyi devam ettireceğimize söz veriyoruz. Devrimci mühendis Hasan Balıkçı yolumuzu aydınlatıyor.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

AÇIKLAMA NO.16: Makina Mühendisleri Odası ve İnşaat Mühendisleri Odası Yöneticileri TMMOB Genel Kurul Kararlarını Tanımıyor


Mayıs 2008 de yapılan TMMOB 40. Genel Kurulu, 60. Hükümetin AKP’li beş mühendis bakanının üyeleri oldukları odaların onur kurullarına sevk edilmesine karar vermişti. TMMOB Genel Kurul kararın tam metni aşağıdadır:

"60. Cumhuriyet Hükümeti‘nin mühendis kökenli Bakanlarından, Metalurji Mühendisi Hilmi Güler (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı), İnşaat Mühendisi Faruk Nafiz Özak (Bayındırlık ve İskan Bakanı), Gemi Mühendisi Binali Yıldırım (Ulaştırma Bakanı), Makina Mühendisi Mehmet Zafer Çağlayan (Sanayi ve Ticaret Bakanı) ve İnşaat Mühendisi Veysel Eroğlu (Çevre ve Orman Bakanı) Bakanlık görevlerini yürütürken, doğal kaynaklarımızın ve doğal varlıklarımızın korunması, geliştirilmesi ve bu alanda kamusal ve toplumsal yararın öne çıkarılması yerine, bilime, tekniğe, mühendisliğin evrensel ilke ve doğrularına ve meslek etiğine aykırı uygulamaları ile doğal kaynaklarımızın yönetimi ve işletiminde, doğal varlıklarımızın, çevrenin, tarihi değerlerin ve kültürel mirasın korunması, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara taşınması süreçlerinde, tam anlamı ile bir yağma ve tahrip etme döneminin önünü açan karar ve uygulamaların öznesi olmuşlardır. Bu noktada ve konumda bulunan, yukarıda isimleri ve meslekleri belirtilen mühendis kökenli Bakanların, TMMOB Yasası ve TMMOB‘nin ilgili Yönetmelikleri gereğince, üyesi bulundukları Oda‘ların Onur Kurulları‘na, ODA‘LARINDAN İHRAÇ talebi ile sevk edilmeleri hususunda 40. Dönem TMMOB Yönetim Kuruluna görev verilmesine,”

TMMOB Genel Kurul kararı bu kadar açık bir şekildeyken, İMO ve MMO yöneticileri, birbirinin adeta karbon kopyası olarak kaleme alınmış yönetim kurulu kararlarıyla bu genel kurul kararını uygulamayacaklarını ilan etmişlerdir. Bunu yaparken de TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 12. maddesine sığınmaya çalışmışlardır. TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 12 maddesi ise aşağıdaki şekildedir:


"Madde 12 - Disiplin işlemleri soruşturma ve kovuşturma olarak iki bölümdür. Disiplin kovuşturmasına yer olmadığına ya da Onur Kuruluna sevk edilmesine karar verilebilmesi için Oda Yönetim Kurulu tarafından ilk incelemenin ya da soruşturmanın yapılmış olması gerekir. Disiplin soruşturma ve kovuşturmalarında ilgiliye, kendisine yöneltilen suçun açık ve yazılı olarak bildirilmesi, yazılı savunmasının istenmesi ve bu savunma için 15 (on beş) günlük bir süre tanınması zorunludur."

Disiplin yönetmeliği, oda yönetimine bir üyeyle ilgili bir şikayet gelmesi veya bir üyenin mesleki konuda yönetmeliklere aykırı davranması durumunda, bu konu hakkında bir ilk inceleme yapması ve onur kuruluna sevk edilip edilmemesine karar vermesi yetkisi vermektedir. Oysa genel kurula gelen önergeler çerçevesinde yapılan tartışmalar sonrasında adı geçen mühendis beş bakanın onur kurullarına sevki zaten karar altına alınmış durumdadır. Oda yönetim kurulları bu kararları tartışamadan uygulamak zorundadırlar. Bu aşamadan sonra bir disiplin cezasına gerek olup olmadığına karar verecek olan organ onur kurulunun kendisidir. Ayrıca, oda yönetim kurulları bir ilk inceleme veya soruşturma yapmaya kendilerini yetkili görseler bile, ilgiliye kendisine yöneltilen suçun bildirilmesinin ve yazılı savunma istenmesinin zorunlu olduğu yönetmelikte açıkça ifade edilmiştir.
Genel Kurul kararı ve disiplin yönetmeliğinin 12. maddesi bu kadar açık ve net olarak ortadayken, İMO ve MMO yönetim kurulları, yönetmelikteki ön inceleme tanımlaması arkasına gizlenerek, fakat adı geçen bakanlardan savunma istemeyip 12. maddeyi de ihlal ederek, AKP’li bakanlar adına adeta savunma kaleme almışlardır.
Bu İMO ve MMO yöneticilerine göre, AKP’li bakanlar, 1950’lerden beri uygulanan ve ülkemizi ve kaynaklarımızı emperyalist sömürüye açan politikaların yalnızca “masum” uygulayıcısıdırlar. Yani bu politikaları, ilk bu AKP’li bakanlar yürürlüğe koymadıkları ve bu gün “çaresiz” durumda bu politikaları uyguladıkları için, ülke kaynaklarımızın emperyalist tekellere peşkeş çekilmesinden sorumlu tutulamazlar. İMO ve MMO yöneticilerine göre, bu tür suçlamalar bu “masum” beş bakan için “abartılı” suçlamalardır.
İMO ve MMO yöneticileri mantık sınırını öyle bir zorlamışlardır ki, onların mantığına göre, ülkemizi talana ve halkımızı yoksulluğa mahkum eden politikalardan bugün için herhangi bir politikacıyı suçlamak dahi mümkün değildir. Bir adım daha ileri gidilse, sorumlusu ortada olmayan bu politikalara dahil olmakta da bir sakınca yoktur. Nasılsa sorumlular ta 50–60 yıl öncesinin politikacılarıdır. O halde, nasılsa bu politikalar yürürlükte olduğuna göre, AB projeleri içinde yer alınabilir, hatta bu projeler için AB fonlarından bile yararlanılabilinir. Ve hatta henüz yeni sömürüye açılan mühendislik hizmet alanlarında da, yetkinlik, uzmanlık veya yetkili mühendislik gibi projelerle bu politikaların bir bileşeni bile olunabilir. Bu mantığa göre, sistemin tüm kurumları da “masum” kabul edilebilir ve bu kurumların iftar yemeklerinde de boy göstermekte sakınca yoktur.
Tüm bunlar yapılırken de, bunların Teoman Öztürk’ün çizgisinin devamı olduğu iddia edilebilir. Emperyalist sömürüye karşı çıkanlar ise, İMO karar metninde yazıldığı gibi, “1970’ler ve özellikle de Teoman ÖZTÜRK döneminden beri TMMOB’nin izlediği geleneksel çizgiden ciddi bir sapma olarak” değerlendirilebilir.
İMO yöneticilerinin karar metinlerinde yazmış oldukları gibi, “Bu Genel Kurulda gerek TMMOB’nin iç yaşamı gerekse izlediği geleneksel toplumcu, devrimci, demokrat, yurtsever bağımsız çizgide bir iç “kırılma” yaşanmıştır.”
Fakat bu kırılma, TMMOB genel Kurul kararını uygulamak yerine, “ilk inceleme” adı altında AKP’li bakanlar adına savunma metinleri yazan ve TMMOB’yi sistemin bürokratik bir kurumu durumuna getirmeye çalışan ve ne yazık ki şu anda etkin bir şekilde yönetimlerde bulunan anlayış ile; devrimci, demokrat, yurtsever mühendis, mimar kitlesi arasında yaşanmıştır.
Şimdi bu konu İMO ve MMO Onur Kurullarının görev alanına girmiş durumadır. TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 6/b maddesine göre İMO ve MMO onur kurulları, TMMOB’nin devrimci, demokrat, yurtsever tabanının konuya ilişkin itirazını ele almak zorundadır.
Devrimci, demokrat ve yurtsever mühendislerin sesi olan + İVME dergisi olarak konunun takipçisi olacağımızı ve TMMOB’yi geri bir çizgiye çekmeye çalışanlardan TMMOB platformlarında hesap soracağımızı ilan ediyor, tüm sağduyulu TMMOB üyelerini göreve çağırıyoruz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

29 Eylül 2008 Pazartesi

Açıklama No.15: TMMOB Yöneticileri Emniyet Müdürünün Verdiği İftara Katılıyor


Ankara Emniyet Müdürü tarafından verilen iftar yemeğine TMMOB Yönetim Kurulu üyesi de katıldı.

10 Eylül 2008 tarihinde Ankara Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz, Ankara Liman Restorant’ta bir iftar yemeği verdi. Yaklaşık 120 kişinin hazır bulunduğu iftar davetinde KESK ve İHD’nin de içinde bulunduğu kurumlar arasında TMMOB de yönetici düzeyinde temsil edildi.
İlk bakışta, resmi bir kurum tarafından verilen bir iftar yemeğine protokol kapsamında bir temsilci gönderilmesi olağan ve sıradan bir olay gibi gelebilir. Fakat konu biraz daha irdelenirse, bu durumun TMMOB yönetim anlayışında son 8-10 yıldır yaşanan dönüşümün yeni bir halkası olduğu hemen anlaşılır. Önce “böyle bir iftar yemeğine katılmak ne anlama gelmektedir” sorusunun yanıtını bulmak için biz de birtakım sorular soralım.

1. TMMOB’nin kendi etkinlik alanında iletişim içinde bulunabileceği kurumlar bellidir. Emniyet Müdürlüğü bu kurumlar arasında yer almakta mıdır? Aldığı düşünülüyorsa bunun gerekçesi nedir?
2. Kendini her açıklamasında halktan ve emekten yana bir örgüt olarak tanımlayan ve belli bir dünya görüşü olduğunu vurgulayan TMMOB yöneticilerinin, emeğin haklarını korumak isteyen her kişinin ve her eylemin karşısında yer alan Emniyet Müdürlüğü’nün verdiği bir davete katılması ne anlama gelmektedir?
3. Hem emek karşıtı saflarda yer alan Emniyet Müdürlüğü ve TOBB gibi kurumlar ile aynı sofraları paylaşıp, hem de bu kurumları karşısına alarak verilmesi kaçınılmaz olan hak mücadelesini TMMOB nasıl verecektir?

Kendilerini demokratlığın ve laikliğin savunucusu olarak gösteren TMMOB etkin yönetim anlayışının artık Emniyet’in iftar yemeklerinde bile boy göstermeye başlamaları ve bu davranışın oluşturduğu siyasal sorumluluk başta TMMOB Başkanı olmak üzere TMMOB Yönetim Kurulu’nun tümüne aittir.
Bu davranış, son TMMOB Genel Kurulu’nda hükümette yer alan TMMOB üyesi AKP’li bakanların, mesleki bilgi ve becerilerini suiistimal ettikleri gerekçesiyle meslekten men istemiyle Onur Kurulu’na gönderilmesi önerisine TMMOB etkin yönetim anlayışı tarafından karşı çıkılması ve Genel Kurulun aldığı karara karşın bu kararları uygulamama tavrıyla da örtüşmektedir.
1 Mayıs’larda bağlı Odaları’nın binalarını basan, üyelerine saldıran Emniyet Müdürlüğü mensuplarıyla aynı sofrada iftar yapmakla, bu uzlaşmacılıkla, bu icazetçi anlayışla TMMOB yönetimi neyin mücadelesini vermeyi düşünmektedir? Bu davranışı, sürekli gururla söz ettikleri TMMOB’nin şanlı tarihi içinde nereye oturtmaktadır?
Bizler, TMMOB’yi sistemin herhangi bir bürokratik kurumu gibi yönetmeye çalışan yönetim anlayışını şiddetle kınıyor, tüm devrimci, demokrat ve yurtsever mühendis, mimar ve plancıları görevlerini yapmaya çağırıyoruz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

AÇIKLAMA 14: 19 EYLÜL 1979 - TMMOB Tarihinde Unutulan Bir Gün



19 Eylül 1979, devrimci mühendis ve mimarların gerçekleştirdiği bir günlük iş bırakma eyleminin tarihidir. 19 Eylül 1979, TMMOB tarafından, 54 ilde 736 işyerinde 100 binden fazla mühendis ve mimarın katılımıyla gerçekleştirilen büyük iş bırakma eyleminin tarihidir. 19 Eylül 1979, TMMOB mücadele tarihinin en önemli günüdür.

1954 yılında Menderes hükümeti tarafından sistemin bürokratik bir kurumu olarak kurulan TMMOB, ülkemizde yükselen toplumsal muhalefete paralel olarak, 1973 yılından itibaren devrimci, demokrat, yurtsever mühendis ve mimarların yönetimlere gelmesiyle birlikte önemli bir dönüşüme uğramıştır. Bu tarihten itibaren, TMMOB sistemin kendisine yüklemeye çalıştığı rolleri reddederek kendini doğal olarak emekten ve halktan yana bir örgüt olarak tanımlamış ve bir yandan mühendis ve mimarların özlük haklarına sahip çıkarken, diğer yandan yükselen toplumsal mücadelenin önemli bir bileşeni olmuştur.

1970’li yılların sonuna doğru ekonomik koşullar ağırlaşmış, dolar karşında TL önce Şubat 1978’de %38 ve ardından Eylül 1979’da %32 devalüe edilerek toplam %82 değer kaybına uğramıştır. Ülkemizin ekonomisine uluslararası emperyalist tekeller adına IMF tarafından müdahale edilmeye başlanmış, hak arama mücadelesi ise her gün onlarca kişinin hayatını yitirdiği faşist saldırılarla bastırılmaya çalışılmıştır.

Böyle bir ortamda, tüm emekçi halkımızla birlikte mühendis ve mimarlar da hızla yoksullaştırılmıştır. Artık devrimciler tarafından yönetilen TMMOB bu süreçte kendi doğal ve toplumsal görevini yapmak üzere harekete geçerek siyasal iktidara karşı bir hak arama mücadelesi başlatmıştır.

1979 yılında yapılan TMMOB Genel Kurulu ve ardından yapılan Danışma Kurulu toplantılarında alınan kararlar doğrultusunda önce 29 Haziran 1979’da 18 ildeki 134 işyerinde toplam 7500 mühendis ve mimarın işyerlerinde sorunları tartışmak üzere yarım günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirilmiştir. Bu eylemin ardından DİSK, TÖB-DER, TÜM-DER ve TÜTED’in katılımıyla geliştirilen ortak çalışma sonucunda işyeri ve bölge toplantılarıyla çalışmalar sürdürülmüştür.

Bu gelişmelerin ardından Teoman Öztürk’ün başkanlığını yaptığı TMMOB, 19 Eylül 1979 tarihinde ülke çapında bir günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirilmesine karar vermiştir. Eylemin amacı TMMOB tarafından;

“Yaşamak, bilim ve tekniği emekçi halkının hizmetine sunmak isteyen Türkiye mühendis ve mimarları haklı isteklerini gerçekleştirmek için, bugüne dek, gerekli her şeyi yapmışlardır. Bugün haklı isteklerini gerçekleştirecek konum ve etkinliktedirler.
Türkiye mühendis ve mimarları gerek tek başlarına gerekse diğer çalışanlarla birlikte etkin bir mücadeleyi sürdürmeye kararlıdırlar ve bu yolda bugün her zamankinden daha da güçlüdürler.
Gerek diğer çalışanların da desteğini alarak sürdürdüğümüz iç çalışmalarımızın; mutlaka başarıya ulaşacağına inanıyoruz.
Haklarımızı elde etme yolunda verdiğimiz ve güçlendirerek vereceğimiz mücadeleler sırasında gelen ve gelecek olan baskı ve saldırıların bizleri yıldırmayacağı konusunda kimsenin kuşkusu olmamalıdır.”
sözleriyle açıklanmıştır.

19 Eylül 1979 eylemi dönemin Ecevit hükümeti tarafından yasadışı ilan edilirken, eylem, 54 ildeki 736 işyerinde 100 bini aşkın mühendis ve mimarın iş bırakmasıyla, büyük bir başarıyla gerçekleştirilmiştir. Bu eylemin ardından kamuda çalışan birçok TMMOB üyesi ve yöneticisi kovuşturmaya uğramış ve işten el çektirilmiştir.

Bu büyük eylemin üzerinden bir yıl geçtikten sonra yapılan 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından ise, 19 Eylül eylemi nedeniyle başta TMMOB başkanı Teoman Öztürk olmak üzere TMMOB yöneticileri Anayasayı tebdil, tadil ve ilga suçunu işledikleri gerekçesiyle idamla yargılanmış ve yıllarca hapis yatmışlardır.
19 Eylül eylemiyle ilgili olarak o tarihte TMMOB başkanı Teoman Öztük tarafından bu eylem,

19 EYLÜL EYLEMİ, TÜM EMEKÇİLERİN VE ÖRGÜTLERİNİN FİİLİ BİRLİKTELİĞİNİN BİR SİMGESİDİR, GELECEĞE IŞIK TUTACAKTIR, MÜCADELEDE ÖNEMLİ BİR ADIMDIR.

sözleriyle anlatılmış olsa da, bu tarihten sonra geçen 29 yıl boyunca bu büyük eylem, bugüne kadar, TMMOB yöneticilerince bir daha hatırlanmamış ve gündeme getirilmemiştir. Bunda, 12 Eylül döneminin baskıcı koşulları kadar, bugün artık TMMOB’yi yeniden sistemin bürokratik bir kurumu haline getirmeye çalışan TMMOB yöneticilerinin 19 Eylül’ü hatırlamak ve hatırlatmak istememeleri de etkilidir.
Fakat devrimci, demokrat ve yurtsever mühendis, mimar ve plancılar elbette kendi örgütlerinin tarihine ve bu tarihin öğrettiği mücadele anlayışına sahip çıkacak ve TMMOB’yi yeniden emekten ve halktan yana bir mücadele örgütü haline dönüştüreceklerdir.

+ İVME Dergisi olarak TMMOB’nin mücadele tarihini unutturmayacağız ve TMMOB’yi yeniden toplumsal mücadelenin bir parçası yapma uğraşımızdan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz.

Sözlerimizi, TMMOB mücadele tarihinin en önemli günü olan 19 Eylül 1979 eylemiyle ilgili olarak, Başkanımız Teoman Öztürk’ün sözleriyle bitiriyoruz.

YAŞASIN 19 EYLÜL DİRENİŞİMİZ...
SELAM 19 EYLÜLÜ GERÇEKLEŞTİRENLERE...
SELAM GELECEK 19 EYLÜL’LERE...

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME