30 Ekim 2008 Perşembe

İvme Kültür ve Sanat Komisyonu Kişisel Gelişim ve Yaratıcı Drama Atölyesi Kursu Kayıtları Başlamıştır

KİŞİSEL GELİŞİM ve YARATICI DRAMA ATÖLYESİ KURSUMUZ BAŞLAYACAKTIR.

YARATICI DRAMA ATÖLYESİ

Drama” kelimesi kökünü , “sahnede oynanılacak oyun” anlamına gelen “dram” sözcüğünden alır. Yaratıcı drama ise herhangi bir konuyu, doğaçlama, rol oynama gibi tekniklerden yararlanarak, bir grupla, grup üyelerinin birikimlerinden ve yaşantılarından yola çıkarak canlandırmalar yapmaktır (Adıgüzel, 2007).

Yaratıcı dramanın hızla artan popülaritesinin temelinde, pek çok alanda çalışan insana hitap etmesinin yanısıra; yaratıcı, sorun çözebilen, kolektif üretime katılabilen, özne olmayı başarabilen bireyler yetiştirmesi gibi etkenler yatar.

Yaratıcı drama bireylere sözel olan-olmayan iletişim kurma becerisi ve farkındalık kazandıran, hata yapmaktan korkmamayı öğreten; duygularını daha sağlıklı ve kontrollü bir şekilde göstermenin yollarını anlatan; etik değerlerin gelişmesi hakkında yol gösteren bir eğitimdir.

Bireylerin işbirliği yapma özelliğini geliştiren; sosyal, psikolojik ve sanatsal duyarlılığını arttıran, dört temel dil becerisini (konuşma, dinleme, okuma, yazma) geliştiren; bilgiye ulaşmak ve onu kullanmak konusunda onları istekli duruma getiren yaratıcı drama, kendisini tanıyan; güvenle ifade eden ve kendisine duyduğu güven sonucunda karar verme becerisini geliştiren bireylerin yetişmesinde etkilidir.

Kısacası “yaratıcı drama hayatın provasıdır” düşüncesinden yola çıkarak siz dostlarımızı birlikte eğlenmek ve birlikte öğrenmek üzere Cuma akşamları saat 19:00’da İvme dergisine bekliyoruz.

Gelin kendimize yeni bir pencere açalım ve hayata oyunun içinden bakalım.


Not: 24.10.2008 Cuma günü çalışmalarımız başlamıştır. Kayıtlarımız 10.11.2008 tarihine kadar devam edecek ve bundan sonra çalışmalara dahil olunamayacaktır. Gelirken kot, eşofman, spor ayakkabı vb. rahat giysilerle ve küçük bir yer minderi ile gelmeniz rica olunur.

Kayıt ve Müracaat:
İvme Tel: 0 555 850 82 40
0 537 947 72 42
Gönderiyi Yer İmlerine Ekle/Ara

24 Ekim 2008 Cuma

Hasan Balıkçı Mezarı Başında Anıldı


Büyük sanayi kuruluşlarının kaçak elektrik kullanımına karşı mücadele ederken öldürülen Devrimci Mühendis Hasan BALIKÇI çeşitli etkinliklerle anıldı. Saat 11.00’de EMO önünden otobüslerin kalkmasının ardından Kayışlı Köyü'nde bulunan mezarına gidildi.

Meslektaşları, ailesi, Mücadele arkadaşları ve sevenlerinden oluşan yaklaşık 80 kişinin bulunduğu anmada mezarına karanfiller bırakıldı. İlk olarak EMO Adana Şube Başkanı Mehmet MAK söz aldı. MAK bugün onu sahiplenen arkadaşları, meslektaşları, ailesi ve sevenlerinin varlığı ve katılımın her şeyi anlattığının belirterek konuşmak isteyenlere söz verdi.

Anma töreninde EMO Yön. Kur. Başkanı Musa Çeçen, Adana Özgürlükler Derneği’nden Akil Nergüz, Avukat Mustafa Çinkılıç, EMO Yön. Kur. eski Başkanı Cengiz Göltaş, Adana Emo-Genç'ten Atakan Güzel, KESK MYK Üyesi Akman Şimşek, İvme Dergisi Yayın Kurulu üyesi Ayhan Tuğcu ve eşi Şengül Balıkçı birer konuşma yaptılar.

EMO Genel Başkanı Musa Çeçen katılımcıları Hasan Balıkçı anısına saygı duruşuna çağırdı. Ardından yapılan konuşmalarda Hasan Balıkçı’nın yaşamı, mücadelesi anlatıldı. Avukat Mustafa Cinkılıç dava sürecini özetledi, keyfi uygulamaları anlattı. Adana Özgürlükler Derneği adına yapılan konuşmada Hasan Balıkçı’yı anmak Hasan Balıkçı davasında Adalet istemektir denildi.

İvme Yayın Kurulu üyesi Ayhan Tuğcu Hasan Balıkçı’nın halkının, yoksulların, ezilenlerin yanında olan devrimci bir mühendis olduğunu, yaşamıyla, dürüstlüğüyle bir örnek teşkil ettiğini anlattı. Tuğcu ayrıca, saat 14.30’da Çukurova Halk Kültür Festivali kapsamında Kültür Sokakta İvme Dergisi olarak "Hasan Balıkçı Standı" önünde yapılacak söyleşiye çağrı yaptı.

Eşi Şengül BALIKÇI konuşması anında duygulu anlar da yaşandı. Şengül Balıkçı adalete güvenmediğini, zor olmasına rağmen Hasan Balıkçı’nın yolunda onunla beraber olduğunu belirtti. Mezar anmasının ardından Hasan Balıkçı anısına yapılan ve Adana-Yurt Mahallesi'nde Bulunan Hasan Balıkçı Parkı ziyaret edildi.

EMO Adana Şube aynı gün Ziraat Mühendisleri Odası toplantı salonunda Hasan Balıkçı anısına “Enerji Politikaları, Özelleştirme ve Kamu Mücadelesi” konulu panel düzenledi. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Prof. Dr. Yüksel AKKAYA ile EMO Genel Başkanı Musa ÇEÇEN’in konuşmacı olarak katıldığı panel’de Hasan Balıkçı nezdinde kamu mücadelesi anlatıldı. Saat 16.00’da başlayan panele 100’e yakın katılım oldu. Panel sonrasında İvme'nin Hasan Balıkçı ile ilgili 17 Nolu açıklaması katılımcılara dağıtıldı.

21 Ekim 2008 Salı

Açıklama No.17: Devrimci Mühendis Hasan Balıkçı'nın Yolunda Mücadeleye Devam


18 Ekim 2002’de Şanlıurfa’da bölgesel Susurlukçular tarafından öldürülen devrimci mühendis Hasan Balıkçı mücadelemizde yaşıyor.
Hasan Balıkçı 1961 yılında Adana Seyhan ilçesine bağlı Kayışlı köyünde doğdu. İlkokulu doğduğu köyde bitirdikten sonra orta ve lise eğitimini Adana merkezde tamamladı. Dar gelirli, dokuz çocuklu bir ailedendi. Yüksek öğrenimine İstanbul’da devam ederken zor koşullarda hem okuyor hem de çalışıyordu. Zaten daha ilkokul çağına bile gelmeden Çukurova’nın tarlalarında ırgat olarak çalışmaya başlamıştı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nden 1987 yılında elektrik mühendisi olarak mezun oldu. 12 Eylül 1980 açık faşizmi üniversite öğreniminin gecikmeyle bitmesine neden oldu. 1988 yılında mücadele ve okul arkadaşı Şengül ile evlendi. Öldürüldüğünde büyük kızı Açelya dokuz, küçük kızı Ayça İdil ise iki yaşındaydı.
1989 yılında TEK’te çalışmaya başladı, ilk görev yeri olan Ağrı’da dört yıl kaldı. 1993 yılında Adana TEDAŞ’ta göreve başladı.
Hasan Balıkçı, lise yıllarında başladığı hak ve özgürlükler mücadelesini öldürüldüğü güne kadar onurlu bir şekilde devam ettirmiştir. Üniversite yıllarında 12 Eylül sonrası ilk öğrenci derneklerinin kurulmasında devrimci bir öğrenci olarak, doksanlı yılların başında da kamu emekçilerinin örgütlenmesinde öncülük eden devrimci bir mühendis olarak çalıştı. Enerji-Yapı-Yol-Sen’in kurucularından biri olarak devrimci sendikacılığın onurlu bir temsilcisi idi. 1998-2002 yılları arasında EMO Adana Şubesi yönetiminde saymanlık görevi ve TMMOB İKK sekreterliği görevini başarıyla yaptı.
Balıkçı’nın örnek davranışları ve ikna yeteneği sayesinde düşmanları bile ona saygı gösterirdi. Halkını anlayan ve bıkmadan bilinçlendirmeye çalışan Hasan Balıkçı, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde hep ön saflarda yer almış, ülkemizdeki faşist baskı ve katliamlara sessiz kalmamış, onurlu bir devrimci olarak sürekli halkının ve haklının yanında yer almıştır. Özellikle cezaevlerindeki siyasi tutsaklara karşı yapılan hak gasplarına karşı onlarla dayanışmayı bir görev olarak algılamış, bu nedenle defalarca soruşturmaya ve disiplin cezalarına uğramıştır.
Adana TEDAŞ’ta görev yaptığı son yılda büyük ölçekli sanayi kuruluşlarının denetim mühendisi olmuştur. Büyük sanayi kuruluşlarına kaçak elektrik kullanmalarından dolayı büyük cezalar kesmiş, fabrikaların elektrik sayaçlarını fabrika dışına aldırmış ve bunun neticesinde TEDAŞ zarar eden bir kuruluş olmaktan kurtulmuştu. Fabrika sahiplerinin eski işleyişe dönebilmek için teklif ettikleri büyük miktarlarda rüşvetler, her onurlu devrimcinin yapacağı gibi Balıkçı tarafından da reddedilmişti. Tehdit edilmiş, aldırmamış, doğru bildiği yolda devam etmiştir. Durumdan rahatsız olan fabrika patronları hem siyasal güçlerini kullanarak hem de rüşvet çarkından nemalanmak isteyen TEDAŞ üst yönetimindeki kimi yöneticilerle işbirliğine girerek, Hasan Balıkçı’yı Urfa’ya sürgün ettirdiler. Sürgünden 45 gün sonra da Bölgesel Susurlukçular tarafından Balıkçı, 18 Ekim 2002 tarihinde katledildi.
Hasan’ın bu onurlu duruşu çoğu zaman insanlarda kafa karışıklığı yaratmıştır. Nasıl oluyor da sisteme, düzene karşı mücadele eden bir insan, devletin kurumu olan TEDAŞ elektriğinin yağmalanmasına hayatı pahasına göz yummamıştır. Hayatta iken sorulduğunda Hasan “Bakın... Şu gördüğünüz fabrikalardan sadece biri, şu yoksul beş mahalleden fazla elektrik harcar, fakir, yoksul halk elektrik parasını ödüyor da patronlar neden ödemesin, fatura yoksul halka kesiliyor” derdi. Devrimci olmanın ölçütü de bu ve benzeri her türlü haksızlığa her koşulda karşı çıkmaktı Hasan için. Onurla gururla söyleyebiliriz ki sadece devrimci insanlar ülkesi ve halkı için karşılıksız mücadele eder.
Hasanın cenazesi binlerce seveni tarafından kaldırıldı ve denilebilir ki 12 Eylülden sonra Adana da ilk defa bir cenaze bu kadar insan tarafından sahiplenildi. Kiralık katiller tesadüf olarak Urfa da yakalandı cinayeti azmettiren patronun ismini itiraf ettiler ve duruşma süreçleri başladı. Başta Hasan’ın sevenleri, EMO, Devrimci dostları ve ailesinin kamuoyu yaratması neticesinde altı ay sonra bir patron tutuklandı ve diğer çete üyelerine dokunulmadı. TEDAŞ müdürünün bu organizasyonda olduğu avukatlar tanıklar ve belgelerle ispatlamasına rağmen TEDAŞ ve bağlı olduğu bakanlık duruşmalara müdahil olmadı. Dört yıl sonra dava sonuçlandı. Yargıtay davayı iki defa bozdu. Altıncı yılda dava hala devam ediyor. EMO, devrimci arkadaşları, ailesi ve eşi zor koşullarda her ay Urfa’ya bu duruşmalara gidiyor. Mahkeme ise bırakın bölgesel Susurluk'u ortaya çıkartmayı suçu sabit görülmüş ve hüküm verilmiş davayı sonuçlandıramıyor.
Bizler bir kez daha Hasan Balıkçı nezdinde halka dönük tüm katliamlar için adalet istemeye devam ediyoruz. Balıkçı’nın bizlere bıraktığı onurlu, yurtsever, devrimci mücadeleyi devam ettireceğimize söz veriyoruz. Devrimci mühendis Hasan Balıkçı yolumuzu aydınlatıyor.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

AÇIKLAMA NO.16: Makina Mühendisleri Odası ve İnşaat Mühendisleri Odası Yöneticileri TMMOB Genel Kurul Kararlarını Tanımıyor


Mayıs 2008 de yapılan TMMOB 40. Genel Kurulu, 60. Hükümetin AKP’li beş mühendis bakanının üyeleri oldukları odaların onur kurullarına sevk edilmesine karar vermişti. TMMOB Genel Kurul kararın tam metni aşağıdadır:

"60. Cumhuriyet Hükümeti‘nin mühendis kökenli Bakanlarından, Metalurji Mühendisi Hilmi Güler (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı), İnşaat Mühendisi Faruk Nafiz Özak (Bayındırlık ve İskan Bakanı), Gemi Mühendisi Binali Yıldırım (Ulaştırma Bakanı), Makina Mühendisi Mehmet Zafer Çağlayan (Sanayi ve Ticaret Bakanı) ve İnşaat Mühendisi Veysel Eroğlu (Çevre ve Orman Bakanı) Bakanlık görevlerini yürütürken, doğal kaynaklarımızın ve doğal varlıklarımızın korunması, geliştirilmesi ve bu alanda kamusal ve toplumsal yararın öne çıkarılması yerine, bilime, tekniğe, mühendisliğin evrensel ilke ve doğrularına ve meslek etiğine aykırı uygulamaları ile doğal kaynaklarımızın yönetimi ve işletiminde, doğal varlıklarımızın, çevrenin, tarihi değerlerin ve kültürel mirasın korunması, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara taşınması süreçlerinde, tam anlamı ile bir yağma ve tahrip etme döneminin önünü açan karar ve uygulamaların öznesi olmuşlardır. Bu noktada ve konumda bulunan, yukarıda isimleri ve meslekleri belirtilen mühendis kökenli Bakanların, TMMOB Yasası ve TMMOB‘nin ilgili Yönetmelikleri gereğince, üyesi bulundukları Oda‘ların Onur Kurulları‘na, ODA‘LARINDAN İHRAÇ talebi ile sevk edilmeleri hususunda 40. Dönem TMMOB Yönetim Kuruluna görev verilmesine,”

TMMOB Genel Kurul kararı bu kadar açık bir şekildeyken, İMO ve MMO yöneticileri, birbirinin adeta karbon kopyası olarak kaleme alınmış yönetim kurulu kararlarıyla bu genel kurul kararını uygulamayacaklarını ilan etmişlerdir. Bunu yaparken de TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 12. maddesine sığınmaya çalışmışlardır. TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 12 maddesi ise aşağıdaki şekildedir:


"Madde 12 - Disiplin işlemleri soruşturma ve kovuşturma olarak iki bölümdür. Disiplin kovuşturmasına yer olmadığına ya da Onur Kuruluna sevk edilmesine karar verilebilmesi için Oda Yönetim Kurulu tarafından ilk incelemenin ya da soruşturmanın yapılmış olması gerekir. Disiplin soruşturma ve kovuşturmalarında ilgiliye, kendisine yöneltilen suçun açık ve yazılı olarak bildirilmesi, yazılı savunmasının istenmesi ve bu savunma için 15 (on beş) günlük bir süre tanınması zorunludur."

Disiplin yönetmeliği, oda yönetimine bir üyeyle ilgili bir şikayet gelmesi veya bir üyenin mesleki konuda yönetmeliklere aykırı davranması durumunda, bu konu hakkında bir ilk inceleme yapması ve onur kuruluna sevk edilip edilmemesine karar vermesi yetkisi vermektedir. Oysa genel kurula gelen önergeler çerçevesinde yapılan tartışmalar sonrasında adı geçen mühendis beş bakanın onur kurullarına sevki zaten karar altına alınmış durumdadır. Oda yönetim kurulları bu kararları tartışamadan uygulamak zorundadırlar. Bu aşamadan sonra bir disiplin cezasına gerek olup olmadığına karar verecek olan organ onur kurulunun kendisidir. Ayrıca, oda yönetim kurulları bir ilk inceleme veya soruşturma yapmaya kendilerini yetkili görseler bile, ilgiliye kendisine yöneltilen suçun bildirilmesinin ve yazılı savunma istenmesinin zorunlu olduğu yönetmelikte açıkça ifade edilmiştir.
Genel Kurul kararı ve disiplin yönetmeliğinin 12. maddesi bu kadar açık ve net olarak ortadayken, İMO ve MMO yönetim kurulları, yönetmelikteki ön inceleme tanımlaması arkasına gizlenerek, fakat adı geçen bakanlardan savunma istemeyip 12. maddeyi de ihlal ederek, AKP’li bakanlar adına adeta savunma kaleme almışlardır.
Bu İMO ve MMO yöneticilerine göre, AKP’li bakanlar, 1950’lerden beri uygulanan ve ülkemizi ve kaynaklarımızı emperyalist sömürüye açan politikaların yalnızca “masum” uygulayıcısıdırlar. Yani bu politikaları, ilk bu AKP’li bakanlar yürürlüğe koymadıkları ve bu gün “çaresiz” durumda bu politikaları uyguladıkları için, ülke kaynaklarımızın emperyalist tekellere peşkeş çekilmesinden sorumlu tutulamazlar. İMO ve MMO yöneticilerine göre, bu tür suçlamalar bu “masum” beş bakan için “abartılı” suçlamalardır.
İMO ve MMO yöneticileri mantık sınırını öyle bir zorlamışlardır ki, onların mantığına göre, ülkemizi talana ve halkımızı yoksulluğa mahkum eden politikalardan bugün için herhangi bir politikacıyı suçlamak dahi mümkün değildir. Bir adım daha ileri gidilse, sorumlusu ortada olmayan bu politikalara dahil olmakta da bir sakınca yoktur. Nasılsa sorumlular ta 50–60 yıl öncesinin politikacılarıdır. O halde, nasılsa bu politikalar yürürlükte olduğuna göre, AB projeleri içinde yer alınabilir, hatta bu projeler için AB fonlarından bile yararlanılabilinir. Ve hatta henüz yeni sömürüye açılan mühendislik hizmet alanlarında da, yetkinlik, uzmanlık veya yetkili mühendislik gibi projelerle bu politikaların bir bileşeni bile olunabilir. Bu mantığa göre, sistemin tüm kurumları da “masum” kabul edilebilir ve bu kurumların iftar yemeklerinde de boy göstermekte sakınca yoktur.
Tüm bunlar yapılırken de, bunların Teoman Öztürk’ün çizgisinin devamı olduğu iddia edilebilir. Emperyalist sömürüye karşı çıkanlar ise, İMO karar metninde yazıldığı gibi, “1970’ler ve özellikle de Teoman ÖZTÜRK döneminden beri TMMOB’nin izlediği geleneksel çizgiden ciddi bir sapma olarak” değerlendirilebilir.
İMO yöneticilerinin karar metinlerinde yazmış oldukları gibi, “Bu Genel Kurulda gerek TMMOB’nin iç yaşamı gerekse izlediği geleneksel toplumcu, devrimci, demokrat, yurtsever bağımsız çizgide bir iç “kırılma” yaşanmıştır.”
Fakat bu kırılma, TMMOB genel Kurul kararını uygulamak yerine, “ilk inceleme” adı altında AKP’li bakanlar adına savunma metinleri yazan ve TMMOB’yi sistemin bürokratik bir kurumu durumuna getirmeye çalışan ve ne yazık ki şu anda etkin bir şekilde yönetimlerde bulunan anlayış ile; devrimci, demokrat, yurtsever mühendis, mimar kitlesi arasında yaşanmıştır.
Şimdi bu konu İMO ve MMO Onur Kurullarının görev alanına girmiş durumadır. TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 6/b maddesine göre İMO ve MMO onur kurulları, TMMOB’nin devrimci, demokrat, yurtsever tabanının konuya ilişkin itirazını ele almak zorundadır.
Devrimci, demokrat ve yurtsever mühendislerin sesi olan + İVME dergisi olarak konunun takipçisi olacağımızı ve TMMOB’yi geri bir çizgiye çekmeye çalışanlardan TMMOB platformlarında hesap soracağımızı ilan ediyor, tüm sağduyulu TMMOB üyelerini göreve çağırıyoruz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME